İnsan ne ile yaşar,

insan değil mi asıl olan, insan değil mi tüm âlem ayakları altına serilen? İnsan değil mi gerçek olan?

“Ben insanın sırrıyım, insan da benim sırrımdır.” diyen Allah…

Allah tüm âlemi yarattı, insan ile bilinirliğini murat etti. İnsan ile âlemi gezdi ve seyir etti. Bu insan ki o kadar kutsal, o kadar önemli ve o kadar da özel.

Hayyam ne güzel söylemiş:

Ezeli sırları ne sen bilebilirsin ne de ben
Bu muammayı ne sen okuyabilirsin ne de ben
Perde arkasında sen ben dedikodusu var amma
Perde kalktı mı ne sen kalırsın ne de ben

İnsan, sevgiden husumetten yaratılmış bir canlıdır. İnsan, sevgiden ve sevmekten var olmuştur. İnsanın gıdası sevgidir; sevmek ve sevilmektir.

Sevgisiz kalan bir insan, kendisini avutmayı tercih eder de kaybolur da kaybolur; bilinmezlikte ve çaresizlikte.

Sevgi ise aileden başlar ve büyür de büyür. Ailede sevgiyi yakalayamayan bireyler, sevgi ve ilgiyi dışarıda arar da bulamaz.

Biz toplum olarak her zaman sevgiyi babamızdan, annemizden, kardeşlerimizden, çevremizden alarak beslenen bir toplum olmuşuzdur.

Eskiden ne güzeldi; insanlar birbirini sever, sayar, bilir, toplum birbirine sahip çıkardı. Mahallede bir sahiplenme içgüdüsü vardı. Komşu komşuyu kollar, haklarına sahip çıkar, en önemlisi de insanlar birbirini severdi. Sokakta çocuklar oynarken rahattı; okulda, mahallede öğrenciler huzurlu; evde aileler mutluydu. Ama parası çok ya da az fark etmiyordu. Olan olmayanla paylaşır, az ile insanlar mutlu olur; paylaştıkça mutluluk artardı.

Ne oldu da biz bu şekilde sevgisiz ve merhametsiz bir toplum haline geldik? Duygusuz, vurdumduymaz, merhametsiz ve umarsız… Bir aradayken bile sohbetsiz, birlikte mutluluktan uzak, sevgisiz ve ilgisiz yaşamlar…

Derine indiğimizde aile iç yapısını, Türk toplumsal yapısını bozan özenle hazırlanmış TV dizileri, programlar; gençlerimizi özünden koparan sosyal medya… İlgisizlikten ve sevgisizlikten insanlarımızın ve gençlerimizin ilgi duyduğu boşluklar… Dizilerdeki lüks yaşamlar, sosyal medyadaki kusursuz gibi gözüken hayatlar, bağımlı insanların özenle hazırlanmış, şeytanın en büyük planı.

Çağımızın sorunu, dünyanın baş belası, ailelerin çıkmazı, gençlerimizin vebası: uyuşturucu bağımlılığı.

Yine geldik uyuşturucuya… Maalesef, anlık mutluluk; geçici zevk, ama kalıcı hasar ve sonu ölüm. Bu, normal Allah’ın yazdığı ecel ölümü değil; insan kendi kaderini kendi yazar. Bu böyle bir ölümdür. Toplumsal bir felaket, sonu olmayan bir yol, toplumların vebası, çağımızın hastalığı.

Sebebi: sevgisizlik, ilgisizlik, toplumsal dışlanma… Sonucu: özenti hayatlar.

İşte aslında sevgiden bahsetmemizin sebebi buydu. Sevgisiz kalan bireyler kendini kendine hapseder. Çıkış ve yol arar. Sevgi olmazsa, kendisini geçici ama kendinin bilmediği bir yola adar. O yol ise önce çekici gelir, özenti doğurur; ama sonucu hüsrandır.

Sakarya merkezli kurulan ve kurucusu Recep Bulut olan Vatan Millet Sevdalıları Derneği, yılların tecrübesi ile çalışmaları sonucu ortaya çıkmıştır. Kendisi bu davaya gönül vermiş bir ruhtur. Amacı, tüm dünya üzerinde bağımlı olan insanları kurtarmak ve rehabilite etmektir. Özellikle Türk gençliğini önümüzdeki süreçte ülkemizin birliğini, dirliğini, geleceğini daha temiz toplumlar oluşturma açısından en iyi noktaya taşımak gayretindedir.

Bu Vatan Millet Sevdalıları Derneği, önümüzdeki günlerde en büyük destekçisi olan Bizim Sakarya Haber Gazetesi ile birlikte üniversitelerde konferanslar, tiyatrolar, özel günler düzenleyecek; mahallelerde uyanış, okullarda bilinçlenme, ailelerde sorumluluk hissini tekrar uyandıracaktır.

Yine geldik sevgiye…

İnsan denilen mahlûkat, sürekli olarak etrafındaki kişileri hataları, eksikleri ve yanlışları ile görmeye başladığında; kendi eksik, hata ve yanlışlarının artmaya başlaması demektir ki bunu asla göremez. Bu, o kişiye mutsuzluktan başka bir şey katmaz. Kendi farkında değildir yaşadığı bu çelişkilerden. Bir bakmış ki, bu yaşantısı onun etrafındakilerini hep küçük sebeplerden dolayı kırdığı gibi basit gelir. Oysaki kaybetmeye başlamıştır; bir bir, ona değer veren, kendi gibi eksiği olan kişileri, dostlukları ve arkadaşlıkları…

Düşünür ama bulamaz hayatındaki bu sürekli tekrar eden çıkmazları. Artık yalnız kalmaya başlar yavaş yavaş. Yalnızlık da onu bir gün terk eder; çünkü yalnızlığa da bahanelerle yaklaşır. Bir bakmış kendinden de vazgeçmiş… Ama bu vazgeçme, kendini bulan, kendini bilen bir kayboluş değil; bu vazgeçme, sevdiği tüm dalları kırdığı içindir. Artık tutunacak dalı kalmamıştır, kaybetmeye mahkûmdur. Kaybettiği ise kendisidir.

“Hatasız kul olmaz.” Hatamla sev beni diyen, bunun bilincinde olduğu için söylemiştir bu eskimeyecek cümleyi:

Sev ki beni hatamla, ben de seni seveyim.
Sev ki beni eksik ve yanlışlarımla, ben de sende eriyim.
Sev ki beni yapamadıklarımla sevildiğimi bileyim.

Yoksa ben hatasız olsaydım, eksiksiz olsaydım, kusursuz olsaydım; o zaman tanrı olurdum.

Metin Dolgun
Saygılarımla