Sevgili okurlar,
Sizi bilmem ama, "bazen, yaşadığım kenti dolaşmak, alış-veriş yapmak, gözlemlerde bulunmak, kent yaşam kültürüne dair kesitleri fotoğraflamak için", yola çıkarım..
Önce," gazeteler ne yazıyor, ne yazmıyor" öğrenmek gerekmez mi?
Öğrenmek, okumak, bilgilenmek?
Mesela, "Donatım semtinden dolmuşa bindiniz, istasyonda ineceksiniz, "indi-bindi yolcu olarak", ne ücret ödemelisiniz?
Hatta, "kentin bir başka uzak semtine gideceksiniz, ödenen ücretten" haberiniz var mı?
65 Yaş üstü, ücretsiz, seyahat kartınız mı var?
Oh ne ala memleket!
O zaman, "belediye otobüsünü" bekleyeceksiniz?
Peki, "belediye otobüslerinde, belli mesafe ücretlerinden" haberiniz var mı?
Özel otomobiliniz mi?
Yani, toplu taşıma araçlarını kullanmıyorsunuz?
Ne güzel, ne güzel!

HABERİNİZ VAR MI?
Öyleyse, "dizel ve benzin litre fiyatlarından da", haberiniz vardır?
Diyelim ki, "özel aracınız ile kent merkezine geldiniz, şehir içi park ücreti hakkında", bilginiz var mı?
Olmadı, aracınız, bir özel parka çektiniz, "girdi-çıktı ücreti" nedir acaba?

Geçelim!
Mithatpaşa Mahallesi, Geçit sokaktan, Donatım'a doğru yola çıktım..
Yolda, ilk arkadaşlarım mı?
Başıboş sokak kedileri oldu!
Kedicikler!
Az sonra, yol arkadaşlarıma, başı boş köpekler eklendi..
Köpekler!

Aç kalınca, bunlar neler yapmaz, neler?
Komşunun tavuk kümesini, tarumar etmedi mi bunlar!?
Sakın yanlış anlamayınız, bu kentin sadık hayvanlarından söz ediyorum..

HAY KOÇUM!
Bunlar içinden biri, bana doğru yöneldi..
Kuyruğunu salladı, kulaklarını dikti, gözleri ışıl, ışıl..
Belli ki, bir çift laf bekliyordu, bir çift laf!
"Hay benim koçum" diye seslendim..
Daha sıcak ve samimi bir şekilde yanıma sokuldu..
Ayaklardan itibaren, koklamaya başladı..
Sonra, başını uzattı..
Okşadım!..
Torunum Okan'ın çok sevdiği Charli adlı köpeğinin kokusunun izlerini üzerimde aradı sanki..
Boynunda, bir tasması vardı..
Bu kentin, sadık dostlarından biriydi..
Yağmurda ıslanmış, sıcak bir yuva, müşfik bir kapı, yada evini, sahibini arıyordu..
Ümidini kesince, yürüdü gitti, kentin su birikintisine dönüşen asfalt yolundan..
Ardından, baka kaldım!..

GÜNEŞE HASRET KALDIK!
Dalları yer sarkan, "kara bir dut ağacına" ilişti gözlerim..
Eskilerin tabiri ile "parmak gibi dutlar, kırmızı renkte ve kararmak için güneşin yolunu" gözlüyorlar..
Nasıl severim bir bilsen?
"Karadutum, çatal karam, bir tanem, nur tanem, çingenem!"

Hatırlanmaz mı, Bedri Rahmi Eyüpoğlu'nun, o ünlü şiiri..
Bu mevsimde, çoktan olurdu, bizim ellerde dutlar..
Nedense, Nisan yağmurlarına, Mayıs yağmurları da eklendi!..
Güneşe hasret kaldık..
Mayıs ayında, zemheri günleri?
Az kalsın unutuyordum?

ÇOKTANDIR GAZETE SATIN ALMADIM!
Evet, gazete satın alacaktım ya?
Bu kentin yerel gazeteleri, bakalım neler yazıyor, neler yazmıyorlar?
Bu kentte, yayımlanan gazetelerden, birer tane satın aldım..
Öncelik, Bizim Sakarya Gazetesi'nin..
Okumak, öğrenmek, bilgilenmek..
Bu kente dair, ne varsa bilmek isterim..
Kaçımız, bu kentin gazetelerinin adlarını biliyoruz?..
Kaçımız, "gazete kültürünün önemine binana yen gazete" satın alıyoruz?
Kaçımız?
Sordum, Gazete Bayii sahibi İsmail ustaya?
"Nerede, o eski gazete okurları" diyerek, bir iç çekti!
Mazeret bu ya, "çoğu, cep telefonundan haberleri okuduğunu", söyleme gereği duyuyor...
Bu kentin gazetelerini satın almak, okumak ha?

BU KENTİN GAZETELERİ?
Şöyle," manşet haberlere bakmak, kent haberlerine göz gezdirmek, bulmacasını çözmek, yazarlarını okumak, spor sayfasında, bu kentin sporu hakkında bilgilennemek" çok eskilerde kalmış!
Meşgul etmemek gerek ustayı, Beş TL. verip bir adet Bizim Sakarya Gazetesi satın aldım..
Beş TL, Bizim Sakarya?
Bu kentte, çalıştığı gazeteyi, bayiden satın alan kaç gazeteci vardır ki?
Allah rahmet eylesin!
Bir eğitimci, gazeteci, yazar Abdullah Çelik vardı!..
Atatürk Kültür Merkezi'ndeki(AKM) masasına kurulur, emekli dostları yanına üşüşür, koltuk altındaki gazeteleri masaya döker, okurlardı..
Satılmayanları ise, köylere gönderirdi, köy ilkokullarına..

Okurlar ve kentin sorunlarına kafa yorarlardı!?..
Bu kentin sorunlarına, kafa yormak ha?

EN İYİSİ, OKEYE DÖRDÜNCÜ OLMAK?
Ekmeğimi, kent kültürü simidimi alıp, evime dönüyorum..
Bu kentin sokaklarındayım..
Karşıya geçmek için yaya geçitlindeyim..
Korna seslerine karışıyor, motor sesleri..
Havalar soğuk ya, göçmen kuşlar leylekler de gelmiş..
Lakırdısını, kaç zaman unuttum..
Uzun gagaları, beyaz renkleri ile leylekler..
Kenti aydınlatan, elektrik direklerine asılı lambalar üzerinde..
Onlarda şaşkın, onlarda dalgın..
Bir anlam veremiyorlar, bu duruma, bu değişime?
Önce sağlık ya, okuyup, öğrenmek, bilgilenmek..
Kim, itibar ediyor ki?
En iyisi, bir kent kahvehanesinde, okeye dördüncü olmak?

Yusuf Cinal yazıyor, 6 Mayıs 2024