Birkaç yıl öncesine kadar bazı ilçe belediyeleri, ilçelerindeki yabancı tabelalara karşı deyim yerindeyse savaş açmış, en azından yeni açılacak işyerlerinin tabelalarının Türkçe olması için bir kampanya, bir ön çalışma başlatmıştı.

                                                    **

‘Türkçeme sahip çıkıyorum’ mesajıyla başlatılan bu kampanyalarda belediye başkanları haksız da değildi. O dönemde, ‘Yabancı tabela’ derken ağırlıklı olarak tabelalar İngilizceydi. Zaten, İngilizce veya başka dil, ayrım yapmadan hepsi için Türkçe kampanyası uygulanacaktı.

                                                     **

Örneğin Adapazarı’nın Çark Caddesi, tabelaların yüzde 30’u öyle veya böyle yabancı. Bu kampanyalar neden unutuldu? Neden bugün belediyelerin tamamı, ‘Yabancı tabelalar’ konusunda sessiz? Neden bu konuda açıklama yapılmıyor? Neden, ‘Türkçeme sahip çıkıyorum’ mesajları verilmiyor?

                                                    **

Bu sessizliğin, bu suskunluğun, bu duyarsızlığın nedenini ben açıklayayım. ‘Arapça tabelalar’ Evet yanlış okumadınız. Bugün belediye başkanlarının, ‘Türkçeme sahip çıkıyorum’ kampanyalarına, sessiz, suskun, duyarsız kalmasının tek nedeni, Arapça tabelaların, Türkçe tabelalarla bir anlamda yarışıyor olmasıdır.

                                                   **

Başta Adapazarı olmak üzere, hemen hemen tüm ilçelerde başınızı nereye çevirseniz Arapça tabelayla göz göze geliyorsunuz. Hele ilçelerde bazı sokaklar var ki, ilk bakışta Suriye’nin veya Irak’ın bir sokağından ayıramazsınız.

                                                   **

Belediye başkanlarına buradan net bir soru sormak istiyorum; ‘Her yerin Arapça tabelalarla dolmasından rahatsız mısınız, değil misiniz?’ hemen şunu da ilave edeyim ki, bu konuda sessiz kalmak, ‘Rahatsız değilim’ anlamındadır ona göre…

ÇOK BİLİR GÖRÜNEN

BİLGİ ZÜĞÜRTLERİ..!

Aslında çok bilir gibi görünen değil, kendini öyle satan, öyle pazarlayanlar demek daha doğru olur sanırım. Her şeyi bilirler. Hayatlarında malanın ne olduğunu bilmezler ama kırk yıllık sıvacı ustasına sıva dersi verirler.

                                                           **

Ayakkabılarını boyatır, boyacıya ‘Fırça nasıl tutulur’un dersini verir. Yolda, izde, alışverişte, kahvede, her yerde bilgiçtirler. Aslında kelimenin tam anlamıyla bilgi züğürtleridir de, bunu kapatmak için olmayan bilgilerini satarlar!

                                                          **

Hayatı boyunca üç gazete satın almamış, iki köşe yazısı okumamış, gazetenin, ‘G’sinden habersiz olmasına rağmen, karşımıza dikilip bizlere gazetecilik dersi verenler de hep bunlar. Eminim ki, sizin de iş yerinize, büronuza gelip giden bilgi züğürtleri vardır. Yani, ne demek istediğimi çok iyi anlıyorsunuzdur…