Sevgili okurlarım bu seçim süreci yakın dönemde yaşadığımız seçim süreçlerinden biraz farklı ilerliyor. Yapılan propaganda, söylem ve seçmenin değiştiği yönünde bir gözlemim var. Özellikle 50 yaş üstü Ak Parti seçmeni siyasi tartışmalarda daha önceleri ya sessiz kalır ya da partisini savunurdu. İktidar tarafından emekliler yılı ilan edilen bu dönemde emekli olan Ak Parti seçmeninin partisine kızgın ve kırgın olduğunu hemen anlıyorsunuz. Aslında her seçim döneminde yaşananlara benzer bir durum gibi gözükse de bu sefer fark seçmenin yeni bir partiye işaret ediyor olmasıdır. Dile getirilen sitemler sandığa yansır ise Ak Parti’nin ciddi bir oy kaybı yaşayacağını düşünüyorum. Bir başka farklılık ise adaylar üzerinde duruluyor. Diğer seçimlerde adayla fazla ilgilenilmezdi. Cumhurbaşkanına olan güvenden dolayı partisine oy verirdi. Bu seçim arifesinde seçmenin adaylar üzerine değerlendirmeler yaptığını görmekteyim.

Aslında daha önce ki yazılarımda da belirttiğim gibi seçmenin ana problemi seçim değil, bana göre geçim olduğu gün gibi ortada duruyor. Her seçim döneminde, seçimden sonrası için umut veren Ak Parti bu seçim döneminde, seçim sonrası için umut bile veremiyor. Milletimiz için seçimlerde de seçim sonrasında da çok bir şeyin değişeceğini düşünmüyorum. Kimsenin elinde sihirli değnek yok zaten bu sihirli değneğin aslıda yok. Çocuklara anlatılan bir masal, anlatılmamasında aslında daha fazla fayda var. Ülkemizin en önemli beka sorunlarından biri ekonomik sorun olarak karşımıza çıkıyor. Milletimiz adeta türküye konu olan kuru soğana muhtaç hale geldi. Çocuklarımız sağlıklı beslenemez bir durumda, insanlarımızın geleceğe olan umutları tükenmiş, durum öyle bir hal almış ki insanlar hayal bile kuramıyorlar.

Yıllar öncesinde Orhun abidelerinde Kül Tigin anıtında “ fakir milleti zengin kıldım, az milleti çok kıldım...” diye söz geçmekte ve milletin refah içerisinde yaşamasının önemi anlatılmaktadır. Asırlar öncesinden taşa kazınarak anlatılan durum günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

Yazıma ilginç bir hikâye ile son vereceğim. 

Bir kasabada her gün hava kararınca insanlar maymuncuk ve fenerlerini yanlarına alır, komşularının evlerini soymaya giderlermiş. Tabii gün doğarken geri döndüklerinde de kendi evlerini soyulmuş bulurlarmış.
Ama ülkede kimse kaybetmezmiş, çünkü herkes birbirinden çalarmış.
Adamın biri ise hırsızlığa çıkmaz, geceleri evinde oturur çalışırmış... Böyle bir durumda tabii onun evi soyulmazmış...
Gel zaman git zaman, ahali adama homurdanmaya başlamış:
“Çalmadan yaşamak senin tercihin, ama kötü örnek olmaya hakkın yok” diye kızıyorlarmış.
Adam bakmış olmayacak, sonunda kasabayı terk etmiş, bir başka mekâna taşınmış.
Kasabada ise hırsızlık var gücüyle devam etmiş. Becerikli olanlar hırsızlıkta ustalaşmış, zenginleşmişler.
Zenginleşenler kendileri için maaşlı hırsızlar çalıştırmaya başlamışlar.
Bir yandan da kendilerini ve mallarını korumak için bekçiler tutmuşlar, hapishaneler kurmuşlar.
Kendi mallarının çalınmasını yasa dışı ilan etmişler.
Ancak yoksulları soymak hâlâ serbestmiş. Bunun da kanuni yolları bulunmuş, yoksullar soyulmaya alıştırılmış.
Sonunda hayat dengesiz bir dengeye gelmiş. Herkes düzene razı olmuş.
Ancak herkesi memnun edecek bir yönetici bulmakta zorlanıyorlarmış.
Düşünmüş taşınmış, oraları ilk terk eden dürüst adamı başa getirmeye karar vermişler. Bir heyet oluşturmuşlar, adamın yaşadığı yeri uzun uzun aramışlar. Gün yetmemiş. Gece de mumları yakıp aramaya devam etmişler. Nihayet evin yerini öğrenmişler. Ne var ki, adam gelenlerin kim olduğunu, neden geldiklerini öğrenmiş, onlar kapıyı çalmadan önce evi terk etmiş. Çıkarken de kapıya şu notu bırakmış:
 

“Bir yerde dürüst adam mumla aranır olmuşsa, her şey için çok geç demektir...”

Şimdi dönüp toplumumuza baktığımızda dürüst adam bile aramaz duruma gelmiş hatta öyle ki hırsızlık normal bir durum olmuş tabi bazıları da olayı öyle bir hale getirdi ki bir Türk filmindeki sahneyi andırırcasına çaldı ama bir sor niye çaldı. Hırsızlığın meşrusu olmaz hiçbir şekilde açıklanamaz diye düşünüyorum. Galiba insanımızın elindeki mumu da çaldılar ki doğruyu arama zahmetinde bile bulunmuyor. Mum demişken şu da belirtmek isterim yalancının mumu yatsıya kadar yanar…