Her yeni TOKİ projesi açıklandığında cümleler aynı: "Dar gelirli vatandaş ev sahibi olacak", "Konut sorunu çözülecek", "Vatandaş uygun şartlarla ev sahibi yapılacak."
Peki gerçekten öyle mi?
Binlerce kişinin başvurduğu projelerde birkaç yüz kişinin ev sahibi olması başarı olarak sunuluyor. Oysa başvuramayanlar, kurada adı çıkmayanlar ve ödeme koşullarını karşılayamayanlar ne olacak? Konut sorunu, birkaç projeyle çözülebilecek kadar basit bir mesele değil.
Üstelik son dönemde sadece konut değil, arsa satışları da hız kazandı. Devlet bir yandan vatandaşa ev sahibi olma umudu verirken diğer yandan şehirlerin çevresindeki değerli arazileri satışa çıkarıyor. Ancak burada gözden kaçan önemli bir gerçek var: Bir şehri büyütmek ile bir şehri geliştirmek aynı şey değildir.
Yeni konut alanları açılıyor ama bu bölgelerde okul var mı? Hastane yeterli mi? Toplu taşıma hazır mı? Otopark sorunu düşünülmüş mü? Altyapı bu yükü kaldırabilecek mi?
Maalesef birçok şehirde önce binalar yükseliyor, ardından yıllarca süren altyapı sorunları başlıyor. İnsanlar ev sahibi oluyor ama trafik çilesiyle, yetersiz sosyal alanlarla ve ulaşım problemleriyle karşı karşıya kalıyor.
Sakarya da bu tehlikeyle yüz yüze. Şehrin nüfusu büyüyor, yeni yerleşim alanları oluşuyor. Ancak plansız büyümenin bedelini gelecekte hep birlikte ödeyebiliriz. Bugün atılan her temel, yarının şehir planlamasını doğrudan etkiliyor.
Konut üretmek elbette gerekli. Ancak mesele sadece beton dökmek değil, yaşanabilir şehirler kurabilmektir. Eğer yeni projeler sosyal donatılarıyla, ulaşım ağıyla, altyapısıyla birlikte planlanmazsa bugünün çözümü diye sunulan yatırımlar yarının sorunlarına dönüşebilir.
Ev sahibi olmak elbette güzel bir hayal. Ama asıl mesele, insanların sadece bir daireye değil, yaşanabilir bir şehre sahip olup olamayacağıdır.