banner75
banner96
Bizimsakarya.com.tr
Bizimsakarya.com.tr
13 Şubat 2020 Perşembe 11:35
Adatepe’yi Kırsal Üretim Ağı yaptık

Sakarya Üniversitesi Tasarım ve Mimarlık Fakültesi öğrencileri Sakarya nehri çevresinde yer alan yerleşimlere dair gerçekleştirilen analiz ve iyileştirme projeleri hazırladı ve bu çalışmalar ‘‘Adatepe’de Ek Yapılardan Referansla Kırsal Üretim Ağı Oluşturmak”adıyla SAÜ Basımevi tarafından yayımlandı. Bu projelerden bazılarını sizlerle paylaşıyoruz. Üçüncü konuklarımız Sakarya Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğrencileri Ümran Acar ve Gamze Nur Yeni, ‘‘Adatepe’de Ek Yapılardan Referansla Kırsal Üretim Ağı Oluşturmak”  konusunu seçtiler. Acar ve Yeni, projelerinde Akgöl, Akgöl Deresi ve Sakarya Nehrinin Adatepe Mahallesi’nde kesişmesi projelerin başlangıç noktası oldu. Suların insanların yaşayış biçimlerini söyleyen Acar ve Yeni, Nehirden kum alındığı ve sular çekildiğinden nehir olmaktan ziyade yol haline geldiğini belirttiler.

Kum ve çakıl tepeciklerinin nehrin geçiş noktası haline geldiğini aktaran Acar ve Yeni,  nehrin tam kıyısında kum ve çakıl tepeciklerinde çalıştıklarını ve var olan geçiş noktalarında geçiş noktaları olarak tasarladılar. Acar ve Yeni, “Kum ve çakıl derken küçük küçük taşlardan bahsediyoruz. Biz bunun üzerini dümdüz kapatmak yerine ızgara sisteminin içine alıyoruz ki o doğallığı hissedebilelim. O tepeler siz bastığınızda inip çıkabilir. Yürürken konforlu hissetmiyor olabilirsiniz. Onun bittiği noktada ızgara sizi yürütüyor olacak. Hem de dere yatağını o giriş çıkışlarla daha fazla deforme etmiyoruz” dedi.

"Sular insanların yaşayış biçimlerini değiştiriyor"

-Konuyu seçerken nereden yola çıktınız neyi göz önünde bulundurdunuz?

Ümran Acar: Üçüncü sınıfta kentsel tasarım dersi kapsamında yaptığımız bir projeydi. Aslında bize verilen konu başlığı çok genel bir başlıktı. Sakarya Nehri çevresinde, su izinde bir çalışma yapacaktık.  Alan seçimi tamamen bize bırakılmıştı ve biz Sakarya Nehri’nin çevresindeki tüm mahalleleri bilmiyoruz. Seçim yaparken dikkatimizi ilk çeken şey Adatepe Mahallesi’nin bir kesişim noktası olduğunu fark etmemizdi. Akgöl, Akgöl Deresi ve Sakarya Nehri tam Adatepe Mahallesi’nde kesişiyor. Bu farklı biçimdeki sular insanların oradaki yaşayış biçimlerini de değiştiriyor. Yani o suyu nasıl kullandıklarını da mekânsal anlamda değiştiriyordu. Projeye bunu inceleme kararı ile başladık. Sonrasında mahallenin sularla nasıl ilişki kurduğuna baktık. Akgöl Deresi’nin güneyinde çok küçük bir kıyısı rekreasyon alanı olarak kullanılmış, bazı restoranlar vardı. Balık tutmaya gelen veya hafta sonu kaçamağı yapan insanlar vardı ama ıssızdı. Dereye hiçbir dokunuş yapılmamıştı. Aslında derenin yok olma gibi bir durumu var. Sakarya Nehri de yerleşimin kıyıdaydı.  İnsanlar Sakarya Nehri’ne yerleşmişler. Nehri birçok anlamda kullanıyorlar. Kullanma amaçlarından biri hayvancılık diğeri de tarım. Projeye bu şekilde başladık.

"Nehirden kum ala ala sular çekilmiş"

Gamze Nur Yeni: Tabii ki su izinden bahsediyoruz. Fakat alanda 2012 yılında yapılan kum ocağıyla birlikte Sakarya Nehri’nde su yok. Mevsimsel olarak değişiyor ama nehir dolacak kadar su yükselmiyor. Yani şöyle söyleyeyim nehrin iki kıyısından insanlar gelip geçiyorlar. Nehir olmaktan ziyade bir yol haline gelmiş. Nehirden kum ala ala sular çekilmiş nehirden. Yani bir nehirden bahsedemiyoruz.

"Nehrin doğu kısmında tarım batı kısmında hayvancılık yapılıyor"

Ümran Acar: Su var ama çok sığ. Kum ve çakıllar da aslında projemizin odak noktası. Aslında sorun tespiti yapılıp onun üzerine gidilen projeler var. Biz o sorunu bir potansiyel olarak gördük. Kum ve çakıllar var evet ama bu doğal olay olabilirdi, sular çekilebilirdi, o zaman bu çakıllar ne işimize yarayabilir, şu an ne işimize yarıyor diye düşündük. Sonrasında

incelediğimizde o kum ve çakıl tepecikleri nehrin geçiş noktası haline gelmiş. Yani karşıya geçmek için kuru yerden geçmek istiyorsunuz ve onun üzerinden yürüyorsunuz. Oradaki yerli de o şekilde kullanıyor. Nehrin doğu kısmında tarım batı kısmında hayvancılık yapılıyor. Bu kadar net bir ayrım var ve yerleşimde batı kıyısında. Yani hayvanları çıkarıp orada otlatıyorlar. Hayvancılık ve tarım ayırt edilebilecek bir şey değil. Bizim için ikisi de bir arada olan bir şey. Onlarda bu kum ve çakılı bu şekilde kullanmışlar ve aslında etkileşim halinde bir potansiyel olarak kullanılmış. Biz de düşündük ki bunun faydasını sağlamak için potansiyelinden faydalanılabilir. Tasarım kararlarından biri de zaten geçiş olan bölgelerin geçişli olmaya daha elverişli hale getirilmesi.

Gamze Nur Yeni: Yerelde suyun varlığı mekânsal olarak farklılaşmalar yapıyor. Mesela gölün etrafında daha çok rekreasyon alanları vardı. Nehrin yanında da yerleşimin ta kendisi vardı. Derenin yanında hiçbir yerleşim yok. Tamamen doğaya hapsedilmiş. Suyun bu farklılaştırmasının dışında mekândan yansıyan şöyle bir şey vardı; uğraşlarda artık mekânı değiştiriyordu. Biz oraya gittiğimizde konutlara eklenmiş veya aynı avlu içerisinde bazı ek yapılar gördük. Aslında bu ek yapıların ekonomiyi çeviren tarım ve hayvancılığa yönelik yapılar olduğunu fark ettik. Tabii ki bu merkezileşmiş alanda hayvancılıkla daha az ilgilenenler için garaj mutfak olarak kullandığı bir alandı. Hayvancılıkla ilgilenen birinde ahırdı ama tarımla ilgilenen birinde ise bu bir yemlikti. Suyla birlikte kullanıcının uğraşı da ek yapıyı farklılaştırıyordu. Bunu da fark edince suyla birlikte bu geçiş yapılan alanlarda bir yakada tarımın bir yakada hayvancılığın olması fakat bunlarda etkileşimin geçişlerle sağlanıyor olmasında bu ek yapılarla burada bir üretim ağı oluşturabiliriz diye düşündük. Yereli ehlileştirme kalkındırmadan ziyade oraya özgü oranın işine yarayacak. Hali hazırda ihtiyacı olan şeyleri oraya verdik aslında.

-Ek yapılar aslında orada olan şeyler, siz onları baz alarak üretim alanı oluşturmak mı istiyorsunuz?

Gamze Nur Yeni: Kırda kentten ziyade daha fazla tecrübeye dayalı üretim sistemi görüyoruz. İnsanlar kendi evlerini kendileri yapıyorlar. Biz bunu kentte göremiyoruz. Dolayısıyla yapılardan daha fazla referans alabiliyoruz, üretim şekli kullanım alanı biçimiyle alakalı olarak. Biz bu ek yapılardan referans alarak yeni ek yapılar ürettik ama bizim bu ürettiğimiz ek yapıların yapım dili yapı malzemesi oranın biçimiyle olduğu için aslında başından beri orada varmış gibi durmasına özen gösterdik. Müdahalemizi buraya bir mimar geldi, büyük bir değişiklik yaptı ve burası artık kalkınacak değil bir tasarım yapıldı ve biz bunu kullanacağız, iyileştireceğiz. Bir kalkındırma amacı yoktu hiçbir zaman.

Ümran Acar: Kır her zaman daha gelişebilir, yani şu çaba içinde olmamalıyız, kır kent olsun her yer kent olsun diye değil. Kır da gelişmeli evet bir yerden sonra yetmeyecektir insanlara. Su, alt yapı, sosyallik bunlara ihtiyaç olacaktır. Ve biz o yer için ne yapılabilir minimalize bir çalışma yaptık. Adatepe turizme açık olsun rant kaygısı yaşayan bir yer olsun herkes oraya gelsin gibi bir şey değil. Bu insanlar buna ihtiyaç duyuyor, o zaman bunu yapalım gibi düşündük. Bu ihtiyaçları da ek yapılardan fark ettik. Bu her yerde olan bir şey değil her köyde olan bir şey değil. Müştemilat gibi ama aslında tamamen yaptığınız o uğraşla ilgili yapıyorsunuz. O zaman bu size ait özel bir şey, biz de o zaman size bir şey tasarlarken bunu kullanabiliriz diye düşündük. Formunu biçimini inceledik. Mesela tarımla ilgili olan yapılarda yerden yüksekte kullanılıyor çünkü besinlerin nemlenmemesi için yerden yüksekte kullanılıyormuş. Ama hayvancılıkla ilgili olanlar hem zemin yani direk ulaşabildiğiniz olmalı ki hayvanla direk ulaşım sağlanabilmesi gerekiyor. Biz de aslında bu iki yakada çalışırken iki ek yapı için 5 farklı tipoloji çıkarmıştık. Onları da o formların biçimlerin mantığını kullanarak yapmalıyız diye düşündük. Aslında kalkındırma mevcut dışarıdan turist çekme amacı yoktu projenin.

Gamze Nur Yeni: Akgöl çevresinde baktığımızda hep dışarıdan gelen insanlar vardı yerelden kimse yoktu. Bizde projemizi tamamen yerele yönelik olması kaygısıyla yaptık aslında.

-Amacınız yerele daha fazla odaklanmak yani?

Ümran Acar: Aynı zamanda doğal unsurlarında kullanılıyor olması, çok kendi başına bırakılmış terk edilmiş gibiydi. Sakarya Nehri fark edilemeyen bir şeydi, biz onu aradık.

Gamze Nur Yeni: Hayvanları orada gezdiriyorlardı. O kadar kuru bir zemin vardı. Geldiğimizde doğru mu geldik diye konum kontrolü yaptık.

-Peki, oradaki insanlarla iletişim kurdunuz mu?

Gamze Nur Yeni: Şunu söyleyebiliriz, kır da dışarıdan gelen birine kötü gözüyle bakılıyor. Yani şu manada, bir şeyleri yıkacak bir şeyler yapacak. Elimizde kâğıt kalem, çizim görünce imardan geldiğimizi bir şey yıkacağımızı sandılar. O yüzden de bizi tehlike olarak görüyorlar.

Ümran Acar: Aslında burayı turizme açmıyoruz. Buraya insanları getirmiyoruz da bir bağlam. Onlar zaten istemiyorlar. İnsanlar zaten orayı kendilerine ait görüyorlar. Sadece onların değil ama zaten kullanım biçimleri var. O zaman onlar için bir şey yapıyor olmalıyız. Oraya kafe vs. açarsak insanlar gelirse yaşamı çok değiştirir. Onlar buna hazır değil ve biz de bunu gezerken bile anladık. Buraya dışarıdan insanlar değil buradaki insanlar gelmeli.

-Siz iletişime geçmeden tamamıyla gözleme dayalı yapılar oluşturdunuz. İnsanlar size yaşam standartları hakkında bilgi vermediler.

Gamze Nur Yeni: İletişime çok geçemedik. Biz bir konuta baktığımızda hangi uğraşı yaptığını anlıyorduk. Bu çok ilginç bir şey. Birinin evinin önünden geçerken neyle uğraştığını anlayabiliyorsunuz. Bu iletişimsizlik biz de başka bir potansiyel çıkardı. İletişime geçseydik bu ek yapıları fark edemeyecektik. Çünkü biz iletişime geçemeyince daha farklı gözle bakmaya başladık. Çabalayınca bu sonuca ulaştık.

Ümran Acar: Aslında insanların istediği her zaman ihtiyaç olan şey değildir. Evet, ‘siz ne istiyorsunuz burası için’ dediğinizde buranın ihtiyacı bu anlamına gelmiyor. Aslında orada deneyimlediğiniz, hissettiğimiz şeylerle biz tasarlamaya çalıştık. Bunun içinde istatistiksel veriler var; nüfus, oran, gelişim durumları; ilkokul sağlık ocağı nerede nasıl işliyor yollar nasıl geliyor, bizim yaptığımız tasarıma ulaşabilecek mi, yaya nasıl ulaşacak hayvanla nasıl ulaşılacak, tarım yapan kişi araçlarını nereye koyacak, bunlar hep incelediğimiz noktalardı.

"Var olan geçiş noktalarında geçiş noktaları tasarladık"

-Sizin yaptığınız değişiklikler tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar için ve projenizin odak noktası Sakarya Nehri’ni iyileştirmek ona dayalı bir şeyler yapmak. Tarım ve hayvancılık için ek bina var ancak nehri iyileştirmek için ne olacak?

Ümran Acar: Biz zaten nehrin tam kıyısında kum ve çakıl tepeciklerinde çalıştık. Var olan geçiş noktalarında geçiş noktaları tasarladık. Orada duraklama bekleme alanları da oluşuyor. Tasarımın kendi malzemesi grid sistemden oluşuyor. Izgara dediğimiz yöntemle. Çünkü onun da şöyle bir potansiyeli vardı. Kum ve çakıl derken küçük küçük taşlardan bahsediyoruz. Biz bunun üzerini dümdüz kapatmak yerine ızgara sisteminin içine alıyoruz ki o doğallığı hissedebilelim. O tepeler siz bastığınızda inip çıkabilir. Yürürken konforlu hissetmiyor olabilirsiniz. Onun bittiği noktada ızgara sizi yürütüyor olacak. Hem de dere yatağını o giriş çıkışlarla daha fazla deforme etmiyoruz. Üzerine eklenti gibi bir şey oluyor.

"Buraya devasa yapılar yapmak zorunda değiliz"

Burada yaşlı çocuk tarımla hayvanla ilgilenen herkes için belli noktalarda belli alanlar var. Su üstü deneyimi için iskele var. Sonrasında burada küçük yapılarımız var hayvancılıkla ve tarımla ilgili. Örtülü olan bekleme toplanma etkileşim alanları var. Yakaların da birbirine bağlandığı noktalar var. Çok büyük bir proje değil aslında minimal bir proje, bizim de istediğimiz şey naif bir proje olmasıydı. Çünkü burası köy ve kırsak yaşam, buraya devasa yapılar yapmak zorunda değiliz. Her tasarım da öyle değil aslında. Projenin can alıcı noktası oydu, oradaki kişiler için, ihtiyaçlar için kullanılacak şeyler ekstra bir şey yok.

Nehrin iki yakasını birleştirip sadece oradakiler adına hayatı kolaylaştırmak istiyorsunuz.

Ümran Acar: Evet, diğer projelerden farkı bu aslında. Nehir çünkü uzun ve biz çevresiyle ilişkili bir şeyler kurduk. Nehrin dikeyde bir ilişkisini kuramazsınız zaten. Su akar gider ama yatayında çevresinde ilişkiler vardır ve onunla ilişki kurarsınız.

 "Dereyi deforme etmeden daha naif dokunuşlarla yaptık"

-Diyelim ki ben oralı bir insanım benim için ne değişecek projenizden sonra? İnsanlar nasıl etkilenecek?

Gamze Nur Yeni: Kır denince akla üretim geliyor. Hem tarım hem hayvancılık olarak. Fakat kentlerin büyümesiyle birlikte kır hem bozulmamış doğası hem de tecrübeye dayalı üretim şekillerini artık bir noktada sergilenebilecek düzeyde azalmasıyla birlikte turizm odağı haline geldi. Biz bu noktada aslında dışarıdan turizmi destekleyecek dışarıdan insan gelecek şekilde değil orada yaşayan insanlara yönelik bir şey yaptık. Hali hazırda tarım ve hayvancılıkla uğraşan insanların kullanabileceği alanlar yaptık. Bunlarda zaten dere kıyısında yapıldı ve dereyi deforme etmeden daha naif dokunuşlarla yaptık.

Ümran Acar: Mesela siz orada yaşayan bir yerlisiniz. Bizim yaptığımız bu çalışmayla, kum ocağının açılmasıyla o kum tepecikleri oluştu, çünkü kum çektiler. Biz bir tasarım yaptığımızda insanlar diyecek ki ‘buraya bir şeyler yapıyorlar artık kum çekemiyor muyuz?’ Çünkü artık burası kullanılıyor, orayı kendi haline bırakmadık. Evet, buraya artık birileri gelecek, burada oturacaklar, çalışacaklar ve eğlenecekler ve siz oradan kum çekemeyeceksiniz. Yaptığınız zarar aslında bir faydaya dönüştü ama daha fazlası olamayacak. Mesela suyun debisine zarar veremeyeceksiniz. Doğayı korumak ve insanların etkileşim kurabilecekleri alanlar üretiyoruz ve sizin üretiminizi yani tarım ve hayvancılığı, bunu yok etmiyoruz. Siz bundan mutlusunuz, bu yaşamı seviyorsunuz ve biz bunu destekliyoruz.

-Peki, kumun çekilmesi nasıl engellenecek?

Ümran Acar: Zaten oraya ızgara sistem tasarımı yapıyoruz sonrasında dozer giremez.

Gamze Nur Yeni: Burada kullanıcının dereyi sahiplenememesi de sorun. Çünkü orayı bir geçiş yolu olarak görüyor. Oranın kentteki yaya geçidinden bir farkı yok, kentteki yaya geçidi oradaki kum çakıl tepecikleri. Bu tasarımla birlikte aidiyet görülüyor çünkü aidiyet kullanımla birlikte gelir. Kullanmadığın bir yere ait hissetmezsin ya da kullanmadığın bir yeri sahiplenmezsin. Bu noktada aslında oradaki kullanıcı da o yeri kullandıkça kum çeken dozere ‘hayır’ diyebilme gücüne sahip olabilecekler. Bu sadece bir öngörü tabi. Çünkü o ek yapılarla birlikte orada onlar sosyal alanlarda verdik. Bu alanlara da dokunulmasını istemeyeceklerdir.

-Serbest bir çalışmadan ziyade planlı bir çalışma ortamı olacağı için psikolojik olarakta aslında insanları rahatlatacak…

Ümran Acar: Evet, kalkınma durumu da gerçekleşmeye başlayacak. Ana hedef kalkınma olmasa da sonucu kalkınma oluyor.

Gamze Nur Yeni: Bilinçli olma durumu çoğu zaman kente dair yani üst sınıfın bir işiymiş gibi görülüyor çünkü işçi sınıfı geçim sıkıntısıyla uğraşıyor. Onun tek derdi akşam yemeğini yiyebilmek ya da borcunun olmaması. Bu bilinçlenme durumu ya da karşı çıkma durumu belli bir ekonomik düzeyin üstünde ve bir şeyleri araştıran, görebilen birilerinin işi olarak görülüyor. Bu bilinçlendirme çalışması da, ertesi gün sabah beşte işe gidecek birine gidip ‘nehirde kum çakıl çekiyorlar senin bu konuda bilinçlenmen gerekiyor’ dersen adam der ki ‘benim ne büyük dertlerim var ben şimdi bununla mı ilgileneceğim’. Biz bunu konuşma olarak değil orayı kullanımla oraya ait olduğunu hissedecek. Bilinç aşı gibi bir şey değil veremeyiz. Bu kıra kente ait bir şey değil bu insana ait bir şey. Bu odanızı değiştirmek gibi; eşya alıyorsunuz fotoğraf koyuyorsunuz daha size ait bir yer oluyor.

"Nehir kenarında kadın, erkek ve çocukların vakit geçirebilecekleri alanlar yapmalıyız"

-Bu projenin insanlarda aitlik duygusunu yaratmasını istiyorsunuz. Oradaki erkek-kadın, çocuk nüfusu nasıl? Yani kadının iş gücü nasıl ne kadar etkili olabilirler?

Gamze Nur Yeni: Biz ekonomik anlamda baktık oraya ve kadının çok sosyal bir yaşamı yoktu. Tarım ve hayvancılığa tabii ki etkisi var. Çünkü kadınlarda erkekler de kırsalda bu işi yapıyor. O yüzden kadın ve erkeğe de yönelik. Grit sistemle birlikte bir yüzey, zemin, örtü farklılaşması olduğu için çocuklar içinde bir tür oyun alanı gibi duruyor. Yani grit sistemin geçiş alanları sonuçta bir dere havzası oradaki dere çamur, bir noktada çocuk içinde oyun alanına dönüşüyor. Böyle olunca kadın, erkek ve çocuk içinde kullanılabilecek bir yere dönüşüyor.

Ümran Acar: Daha kolektif bir şeye dönüşüyor. Aslında kadın erkek dediğinizde aklıma şu geldi köy merkezinde kahvehaneler vardır, esnaf dükkânı vardır. Orada dolaşırken bir tek bir kadın dahi görmedik. Çünkü kapalılıktaki durum orada çok var çünkü her yerde erkek var. Biz de dedik ki bu kadınlar evde herhâlde. Sonra nehre yaklaşmaya başladığımızda kadınları gördük çünkü çalışıyorlar. Hayvanları gezdiriyorlar otlatıyorlar, tarımla ilgilenen insanlar var. Nehir çevresinde artık bir serbestleşme başlamış. Başka bir örneğe çevirebilirsiniz. Nehir kenarında kadınların da erkeklerin de çocukların da beraber vakit geçirebilecekleri alanlar yapmayı düşünüyoruz.

-İnsanların mevcut yaşadıkları yeri daha işlevli bir hale getirmek istiyorsunuz

Ümran Acar: Yani farklı yönelimler tercihler yapılabilir bu bambaşka bir şey olabilir. Bu sadece bir yaklaşım, herkes farklı yaklaşır. Bizim gözlemlerimiz ve hislerimiz doğrultusunda ‘burada biz yaşasaydık ne isterdik’ diye düşünerek bu yolu tercih ettik.

Gamze Nur Yeni: Siz yeni bir şey yaptığınız zaman yeni bir yapılaşmanın yolunu açıyorsunuz. Sizin o yaptığınız şey oranın bağlamı oluyor bir sonra ki sizin yapınızdan hareketle bir şey yapıyor. Bu yapılaşmayı açıyor ve kırı kentleşmeye dönüştürüyor. Biz bunu istemedik. Kır kendi bütünlüğüyle kendi özgünlüğüyle kalsın istediğimiz için oraya yönelik bir şey yaptık. Kent kırsalı istila etti ya da kenttekiler kıra hafta sonu kaçamağı yapsın diye bir algımız yok. Bu tamamen orada yaşayanlara yönelik bir şeydi.

Ümran Acar: Bozulmamış doğası ve yöresel karakterini baz alarak, turizm kullanımının burada endişe verici bir nokta olabileceğini düşünüyoruz. Bu bağlamda yerlinin de aslında buna katılacağını düşünüyoruz. Kent yapılaşıyor ve büyüyor ve bir noktada bitiyor. O zaman ne yapıyoruz yavaş yavaş kıra doğru yöneliyoruz. Sakarya merkezi uzaklaşmaya başladı başka yapılar yapılmaya başlandı. Büyüyecek ve Adatepe Mahallesi’ne kadar gelecek. O zaman ne diyecekler turizm yeri açmışsınız o zaman biz buraya birkaç tane rezidans dikelim. İmara açılacak doğal bölgelerden bahsediyoruz. Üretim ağı yok olacak, göl etkilenecek. Nehir ne için kullanılıyordu üretim için, üretim biterse nehirde biter. Nehir sadece gözle görebildiğimiz bir nesneye dönüşür aslında ve muhtemelen kirlenecektir. Suyun seviyesi azalacaktır ve doğal ortam yok olmaya başlayacak.

Gamze Nur Yeni: Bizim kentte doğayla, yolla olan ilişkimiz çok az aslında. Yoldan geçen bir yabancı var ama ben binanın dördüncü katındayım ve o adamı görmüyorum. Fakat kırda bu yok, bir ya da iki katlı yapılar var. Sokaktan geçen biriyle birebir temas halindesin. Ben orada yaşasam bende sokaktan geçen birini tehlike olarak görebilirim. Şu da var: dışarıdan gelen kişi tamam doğa olabilir ancak kırdaki yaşam şekli de artık turizm unsuru olarak görülüyor. Oradaki insanları bir tür kobay faresi gibi görüyorlar ve bu hale geliyor. O insanların yaşam stili o ve onlar için kötü bir his. Kendim için düşündüğümde ben işimle uğraşırken biri gelip beni inceliyor müzedeymişim gibi bu hoş bir şey değil. Bu yüzden dışarıdan birinin gelmesi orayı bir açık hava müzesi haline getiriyor. Oradaki yaşayan insanları da düşünmemiz gerekiyor.

"Değişim kaçınılmaz bir şey"

-Diyelim ki bu proje yapıldı ve insanların hayatları daha da kolaylaştı. Peki, bu dışarısı için daha çok cazibe yaratmayacak mı? Bir şekilde fark edilecek.

Ümran Acar: Yine bu insanların kullanım biçimiyle ilgili bir şeye dönüşüyor. Siz oraya ne kadar naif bir müdahale yaparsanız yapın biz bunu yapmaya çalışıyoruz ama ben onu yaptıktan sonra orası çok güzelleşti diye reklam yaparsanız o tasarım bambaşka bir şeye dönüşür.  Değişim kaçınılmaz bir şey. Ben doğru değiştirmeye çalışıyorum ama benden sonraki yanlış değiştirebilir ya da doğru da değiştirebilir.

Gamze Nur Yeni: Bu aslında mimarın çok öngörebileceği bir şey değil. Mimarın o kadar bir değişim gücü yok. Orayı kimse değiştirmesin diye etrafını çitle kapatmakla aynı mesele. Bizim yapabileceğimiz değiştirme sırası bizde olduğunda yerel için elimizden gelenin en iyisini yapabilmek.

Ümran Acar: Diğer kaygılar yani rant, ekonomik kaygılar var bu mimari kaygı değil. Mimarideki kaygı yaşanabilir ve ihtiyaçlarının karşılandığı yapılar ve çevreler oluşturmak.

Gamze Nur Yeni: Dışarıdan gelen anlamayacaktır bile orada bir şey olduğunu çünkü çok yerele ait bir şey. Orada tarım ve hayvancılığa özgü bir şey olduğunu anlamayacaktır. Dışarıdan gelen için o bir tür kütle yığınıdır, sürekli gördüğü bir şey.  Bu yüzden çok estetik kaygıyla değil işleve yönelik olduğu için dışarıdan gelen biri önünde fotoğraf çektirmek istemeyecektir.

 "Biz sadece daha konforlu bir hale getirdik"

-Projeniz tamamen insan odaklı. Oradaki insanların hayatında ne vardı ne olacak?

Gamze Nur Yeni: Mimarlık ben eksiği gördüm şimdi tamamlıyorum artık günlük hayatın harika bir hale gelecek durumu değil. Bu güce sahip olabiliriz belki ama en baştan dediğimiz gibi bizim farkımız eksikliği görüp düzeltmekten ziyade bir potansiyel bir ışık görüp arttırdık. Burada muhteşem bir değişim olmadı. Gündelik hayatlarında da zaten oradan oraya geçiyorlardı. Biz sadece onu daha konforlu bir hale getirdik ve dere yatağına daha az bir zararla. Günlük yaşamlarında bir değişiklik olmayacak. Yapım teknikleriyle de malzemesiyle de analiz ettiğimiz 6 biçime referans verdiği için sanki hep oradaymış gibi izlenimi de yaratmak istedik.

Ümran Acar: Bizim bu tasarımı yaparken yaptıktan sonrasını düşündüğünüzde, o tasarım kentsel bir tasarım. Yani kamuya açık bir tasarım. Şunu düşünmeyecekler ‘bana zarar vermedi ki, benim nehrime zarar vermedi geçtiğim yolsan hala geçebiliyorum. Hiçbir şeyi değiştirmediler hatta daha kolay geçiyorum hatta hayvanımda yanımda geçirebiliyorum, daha kolay karşıya geçiyorum. Hatta dinleneceğim oturacağım yerler var, zaman geçireceğim yerler var ve kendi işimi yaparken hayvanlarımı eşyalarımı koyabileceğim yerlerde var.’ Bu potansiyeli yaratmaya çalışıyoruz ki bu bir aşamaysa devamı da olabilir. Üretimi yok etmeyip daha da büyüterek üretim ağına dönüştürmek. Burası bir üretim tesisi olmayacak ama biraz daha konforlu kaliteli yapıyor olabilirler. Zaten üretim yapılan yerler kırlar ve kent tüketim noktası. Üretimi yok etmemeliyiz ki tüketebileceğimiz bir şeyler kalsın. Bu tasarımlarda tamamen bunun üzerine çalışılan projeler. Bahçeniz olmazsa üretim yapamazsınız, tarım alanınız yoksa üretim yapamazsınız. Bu şekilde dışa bağımlılığı da azaltıyorsunuz aslında kırları koruyarak. 

-Dediğiniz gibi küçük bir müdahale ile projeniz gerçekleşebilir. Kum ocağının faaliyeti durursa planladığınız mekânları yapmak zor görünmüyor. Bu projenin uygulanabilirliğini artırıyor mu?

Ümran Acar: Burada ızgara, takılır çıkarılabilir plakaların yerleştirilmesi ve üzerine 4 ya da 5 yapının yerleştirilmesinden bahsediyoruz bunun uygulama noktası o. Etrafa çit çekip duvarlar örüp orada bir inşaat başlatmayacaksınız. Geleceksiniz kuracaksınız ve kimsenin alanına değil, kamusal bir nehre kamusal bir alan yapıyorsunuz. Kum ocağı yetkililerinden izin almanıza gerek yok çünkü onun yaptığı doğru değil. Kurulum yapısal anlamda zor bir proje değil.


Son Güncelleme: 13.02.2020 12:53
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner73

banner87

banner53

banner86