"Düşüş Rehavet Oluşturmamalı"
Görür, risk oranındaki gerilemenin kamuoyunda yanlış bir rahatlamaya yol açmaması gerektiğinin altını çizdi. İstatistiksel düşüşlerin İstanbul için tehlikenin boyutunu değiştirmediğini vurgulayan ünlü bilim insanı, şu ifadeleri kullandı:
"Bilimsel veriler bize yalnızca matematiksel olasılıklar sunar. Oranın yüzde 62'den yüzde 48'e düşmüş olması, deprem gerçeğini ortadan kaldırmaz. Tehlike hâlâ kritik düzeydedir. Asıl odaklanmamız gereken rakamlar değil, hazırlık seviyemizdir."
Tek Çözüm: Deprem Dirençli Kentler
Olası bir felakette can kayıplarını sıfıra indirmenin ya da en aza düşürmenin tek yolunun "deprem dirençli şehirler" kurmaktan geçtiğini ifade eden Görür, bütünsel bir dönüşüm çağrısı yaptı.
Uzmanlara göre depreme hazırlık sadece binaları yenilemekten ibaret değil; güvenli bir gelecek için şu 4 temel sütunun birlikte ele alınması gerekiyor:
-
Yönetim ve Organizasyon: Kriz anı ve sonrasının profesyonelce planlanması.
-
Altyapı Güvenliği: Doğalgaz, su ve kanalizasyon şebekelerinin sarsıntıya dayanıklı hale getirilmesi.
-
Yapı Stoku: Riskli binaların hızla tespit edilip dönüştürülmesi.
-
Ekonomik Planlama: Deprem sonrasında üretimin ve ticaretin durmaması için stratejiler geliştirilmesi.
Marmara Gerçeği Değişmedi: Zaman Daralıyor
Güncellenen oranlara rağmen bilim dünyasının ortak görüşü net: İstanbul ve Marmara için büyük deprem riski ciddiyetini koruyor.
Depremin kesin zamanını tahmin etmenin bugünün teknolojisiyle imkansız olduğunu hatırlatan uzmanlar, oransal azalmaların zamana yayılma lüksü tanımadığını, aksine hazırlıkların daha da hızlandırılması gerektiğini belirtiyor. Marmara'nın altındaki fay hatları hareketliliğini sürdürürken, bölge için zaman her geçen saniye daralıyor.





