Kalkınma Projelerinde “Doğayı Canlandırma” Dönemi Başlıyor
Dünya genelinde hızla yayılan doğa kaybını durdurmak, biyoçeşitliliği korumak ve ekosistemleri yeniden canlandırmak amacıyla bilim insanları devrim niteliğinde bir çalışmaya imza attı. Avustralya’daki Curtin ve Melbourne Üniversitelerinden Dr. Holly Kirk ve ekibi, 3 Eylül 2026’da Ekoloji alanında uluslararası saygınlığı bulunan Frontiers in Ecology and the Environment dergisinde yayımladıkları makaleyle arazi dönüştüren tüm kalkınma projelerinde doğayı aktif olarak iyileştirmeyi hedefleyen “Doğa-Pozitif Modeli” dünyaya sundu. Araştırma; mevcut çevre denetimlerinin doğa yıkımını durduramadığını savunarak, şantiyelerden enerji santrallerine kadar her alanda uygulanabilecek “Biyoçeşitlilik Kazanım Değerlendirmesi” adında ek bir denetim mekanizması öneriyor.
Yeşil Dönüşümün Gizli Körlüğü: Geleneksel ÇED Süreci Çıkmazı
Araştırma, geleneksel Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçlerinin, doğayı aktif olarak iyileştirmek yerine yalnızca kalkınmanın getireceği olumsuz etkileri azaltmaya odaklanması yönüyle küresel çevre yıkımını önlemede yetersiz olduğunu vurguluyor. Bu yetersizliğin temelinde, ÇED tarama ve kapsam belirleme çalışmalarının darlığının; değerlendirmelerin sadece yasal olarak korunan yerel tehdit altındaki türlerle sınırlanmasının; sıradan türlerin ekolojik değerinin ve tahrip edilmiş arazilerin restorasyon potansiyelinin göz ardı edilmesinin bulunduğu ortaya koyuluyor. Ayrıca araştırma mevcut sistemin, en iyi senaryoda dahi yalnızca ‘net kayıp yok’ seviyesine ulaşabilen dengeleme mekanizmalarına dayandığının; biyolojik çeşitliliği geliştirilmesi gereken bir varlık yerine, projelerin önünde kaçınılması gereken maliyetli bir ‘engel’ olarak konumlandırdığının altını çiziyor.

Doğayı Yok Eden Değil, Canlandıran İnşaat Dönemi Başlıyor!
İnşaat projelerinin doğaya verdiği zararı sadece “azaltmaya” çalışan geleneksel yöntemlerin yetersiz kalması üzerine bilim insanları konuya dikkat çekiyor. Şantiyeleri adeta birer doğal yaşam alanına dönüştürmeyi de teklif eden Doğa-Pozitif ÇED modeli, beton dökülen alanlarda bile doğanın aktif olarak canlandırılabileceğini kanıtlıyor.
Yeni Keşif: En Çok Tahrip Olan Araziler Bile Birer Vaha Olabilir
Geliştirilen bu yeni model yalnızca konut veya ticari bina inşaatlarıyla sınırlı değil. Arazi kullanımını değiştiren otoyol ve demiryolu gibi büyük altyapı projelerinden, kırsal bölgelerdeki güneş enerjisi santrallerine (solar farm) ve hatta projelerin hammadde sağlama süreçlerindeki (tedarik zinciri) çevresel etkilere kadar her türlü kalkınma faaliyetine uyarlanabilmekte.
Model, bugüne kadar ekolojik değeri bulunmadığı gerekçesiyle göz ardı edilen tahrip edilmiş arazilerin dahi aslında son derece yüksek birer doğa potansiyeli olduğuna değiniyor. Araştırma daha önce fabrikalar veya otoparklar yüzünden tamamen tahrip olmuş “eski şehir arazilerinin” aslında çok yüksek bir doğa potansiyeli barındırdığını ortaya koyuyor. Bilim insanları, büyük bütçeler harcamadan şantiyelerin nasıl doğa dostu hale getirilebileceğini basit adımlarla özetliyor.

Sıradan Canlıların Gücü
Çevre raporları genellikle sadece nesli tükenmekte olan nadir canlılara odaklanır. Oysa arılar, yaygın kuşlar veya sıradan bitkiler doğanın dengesini (tozlaşma, besin zinciri vb.) ayakta tutar. Yeni model, bu ‘sıradan’ canlıların şantiyelerde yaşayabilmesi için özel alanlar tasarlanmasını şart koşuyor.
Arazinin Ekolojik Hafızasını Kullanmak
İnşaat yapılacak alandaki sağlıklı üst toprak korunursa, dışarıdan pahalı fideler satın almak yerine toprağın altındaki doğal tohum bankası kendiliğinden uyanır. Sahadaki kurumuş yaşlı ağaçların korunması veya taşınması da kuşlar ve böcekler için anında hazır yuvalar sunar.

Doğal Geçiş Köprüleri
Şehir merkezindeki bir binaya yapılacak yeşil çatılar veya küçük bir süs havuzu, çevredeki parklar arasında seyahat eden kuşlar ve faydalı böcekler için hayati birer dinlenme istasyonu (ekolojik geçiş köprüsü) işlevi görür.
İklim Krizine Karşı Şantiyeler Kalkan Olacak
Bu modelin iklim krizine karşı oldukça büyük bir katkı sağlaması öngörülüyor. İnşaat sahalarında korunan veya yeni oluşturulan bitki örtüsü ve sulak alanlar, doğrudan karbondioksit depolayarak küresel ısınmayla mücadele eder. Ayrıca bu yeşil yapılar; ani sağanak yağışlarda sel sularını kontrol altında tutar, havayı temizler ve sıcak yaz günlerinde kentsel alanların doğal yollarla serinlemesini sağlar. Böylece şehirlerin iklim krizine karşı dayanıklılığı artırılmış olur.
Şirketler İçin Hem Prestij Hem Kazanç
Bilim insanları, bu modeli uygulayan inşaat şirketlerinin sadece çevreyi desteklemekle kalmayıp ticari olarak da öne geçeceğini belirtiyor. Doğaya katkı sağlayan projeler geliştiren şirketler; kamu ihalelerini daha kolay kazanabiliyor, binalarına yüksek yeşil enerji sertifikaları alarak değerini artırıyor ve kendilerini ‘yeşil göz boyama’ (greenwashing) suçlamalarından koruyarak marka değerlerini güçlendiriyorlar.
Ancak uzmanlar uyarıyor: Bu yeni sistemin başarılı olmasına yönelik yasal bürokrasinin kolaylaştırılması ve projelerin sadece kâğıt üzerinde kalmaması için sıkı bir denetim sürecinin uygulanması ilk şart.
Kaynak: https://esajournals.onlinelibrary.wiley.com/doi/epdf/10.1002/fee.70068
Ekoloji Bilim Haberleri
Hazırlayan: Ayça Neslihan Örs





