‘Yahu bu ülkenin CHP’den başka derdi yok mu’ diyenler oluyor.
Malum bir anekdotla izah etmeye çalışayım.
Kaybedilen bir savaşın ardından Napolyon Bonapart komutanlarını toplayarak yenilginin sebebini sorar. Generallerden biri ‘efendim bunun pek çok sebebi var. Birincisi barutumuz bitti’ deyince Napolyon tamam, gerisini saymaya gerek yok’ der.
Anekdotun verdiği ders şudur; En temel eksiklik veya öncelikli kriz net bir şekilde ortadayken, diğerleri teferruattır.
Dolasıyla sevgili okur, CHP’ye yaşatılanlar öncelikli sıkıntıdır ve gerisi teferruattır.
Çünkü mesele hukuktur, demokrasidir, özgürlüktür ve en temel insan haklarıdır.
Bir Afrikalı kadının, topraklarını yağmalama karşılında özgürlüklerini kısıtlayan, kendilerine sadece ekmek vadeden Emperyalistlere verdiği tepki, meselinin özünü izah etmek için yeterli olsa gerektir.
O Afrikalı kadının, ‘size özgürlükten önce ekmek gerek’ diyen Emperyalistlere; "Konuşma özgürlüğüm olmazsa, ekmeğimi kimin çaldığını nasıl söyleyeceğim’ sözleri ‘yahu bu ülkenin başka sorunu yok mu, millet aç, aç’ diyenlere ibret teşkil etmelidir.
Tamam, ekonomi bitik, halk karnını doyuramıyor ve toplumun onlarca sıkıntısı var ama bütün bunların tek sebebi hukuksuzluk değil mi?
Şunu bil ki demokrasi askıya alınır, konuşma, eleştirme hakkın kısıtlanırsa, derdini anlatma imkanın bile kalmayacaktır.
Nitekim bu ülkede, seversin veya sevmezsin, oy verir veya vermezsin bir partinin, iktidarı eleştirme, muhalefet etme, seçmeni ikna ederek yönetime gelme hakları elinden alınıyorsa ve o partinin mensuplarını ‘dokunulmazlık hakları’ dahi koruyamıyorsa, sen sade halktan biri olarak ‘ekmeğinin çalındığını ve kimin çaldığını’ nasıl söyleyebileceksin?
Bu aynı zamanda senin ‘seçme-seçilme’ hakkının elinden alınması anlamına geliyor. Ki bu senin en temel haklarından sadece bir tanesi…
Mesele salt CHP değildir. Bundan böyle kazanma ihtimali olan her parti iktidarın potansiyel düşmanıdır.
Dolayısıyla bugün CHP’ye yarın sanadır.
Yahu, muhalif partilerin sürekli dövüldüğü ve engellendiği, iktidarın muhalif partilerin genel başkanlarının kim olacağına bile müdahil olduğu bir ülkede, senin haktan hukuktan medet umman mümkün mü?
Bir sözümüz de ‘hukuk işliyor, yargı gereğini yapıyor’ diyenlere olsun.
Bana ‘sen hukukçu musun’ diyenler oluyor.
Değilim.
Peki, ekranlarda vileda sapı ile hüküm verenler hukukçu mu?
Ya da MHP’li Fethi Yıldız mesela, tamam hukukçu ama hukuk insanı mı?
Hatırlarsınız. CHP'nin 38. Olağan Kurultayı'na ilişkin "mutlak butlan" kararı sonrası hukukçu MHP Genel Başkan Yardımcısı sıfatıyla, Siyasi Partiler Kanunu yürürlükteyken Medeni Kanun ve Dernekler Kanunu'nun uygulanamayacağına değinerek kararı eleştirdi.
Bu konuda tek yetkilinin YSK olduğunu belirtti yani.
Bir hukuk insanı gözüyle doğru söyledi.
Ama yukarıdan fırçayı yiyince bu paylaşımını kaldırıp attı.
Alın size hukukçu!
Ve Fethi Yıldız ne kadar hukukçu ise bu kararı verenler ve savunanlar da o kadar hukukçu…
Gelin bir de büyük resme bakalım. ‘Bağımsız yargı işini yapıyor’ diyen iktidar gerçekten hukuka bağlı mı?
Anayasa Mahkemesi kararlarını uygulamayan/uygulatmayan, altına imza attıkları Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarını uygulamayan/uygulatmayan, YSK, mühürsüz oyları geçerli sayınca ‘atı alan Üsküdar’ı geçti’ deyip aynı YSK kayyum meselesini hukuka uygun bulmayınca, YSK’yı baypas eden iktidar, gerçekten hukuka bağlı ve hukuki kararlara saygılı mı?
Hasılı, işlerine geldiğinde hukukçu kesilip, gelmediğinde hukuku ayaklar altına alanlar, hukukçu refleksi ile ilk anda hukuksuzluğu eleştirip, fırçayı yiyince aldıkları eğitimi ve ettikleri yemini inkar edenler hukukçu sayılıyor da biz eleştirince neden ‘sen ne anlarsın hukuktan’ eleştirilerine muhatap oluyoruz ki?