İSTANBUL (AA) - Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Safi Arpaguş, 'İnsani, ahlaki, siyasi, iktisadi ve çevresel krizlerden bunalan dünya, bir güven ve adalet zemini, bir barış ve huzur iklimi aramaktadır. Bu bağlamda insanlığın arayışına çözüm olacak en güçlü reçete, hiç şüphesiz Hz. Peygamber'in davet ve temsil ettiği İslam'ın evrensel ilke ve değerleridir.' dedi.
Arpaguş, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi Elmalıkent Yerleşkesi'nde 'Doğumunun 1500. Yılında Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (S.A.V)' başlığıyla düzenlenen Uluslararası Mevlid-i Nebi Sempozyumu'nun açılışında yaptığı konuşmada, insanoğlunun tarih boyunca daima barış, huzur ve güven arayışı içinde olduğunu söyledi.
İnsanoğlunun varlık sahnesine çıkışıyla yaşıt olan bu arzunun hep varolageldiğini belirten Arpaguş, 'Ancak içinde bulunduğumuz çağ, bu anlamda tarihin en kesif arayışlarının yaşandığı bir döneme tekabül etmektedir. Zira insanlığın bilim, teknoloji ve maddi imkanlar bakımından doruğa ulaştığı modern çağ, ne yazık ki bireysel bunalımların, toplumsal ayrışmaların ve küresel krizlerin en derin şekilde hissedildiği bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır.' diye konuştu.
Arpaguş, 'bireyselliğin, bencilliğin ve ölçüsüz tüketimin alabildiğine özendirildiği bugünün dünyasında, insanın günbegün kendinden ve değerlerinden uzaklaşarak yalnızlaştığını ve hayatı bir yarış alanına dönüştüren anlayışların yoğun baskısı altında ezildiğini' vurgulayarak 'Modern zamanların en büyük paradokslarından biri, maddi konfor artarken insanların iç huzurunun hızla yitirilmesidir. Bu durum, aslında insanlığın ciddi bir anlam, ahlak ve medeniyet krizi yaşadığını göstermektedir. Bu sebeple modern insanın karşı karşıya kaldığı varoluşsal, sosyal ve küresel krizlerin çözümüne yönelik yapılacak her çalışmanın önemli ve değerli olduğunu düşünüyorum.' ifadelerini kullandı.
Hz. Peygamber'in sünneti, yaşantısı ve manevi mirasının hem insanlığın bireysel iç huzurunu temin edecek hem de toplumsal adaleti ve küresel barışı tesis edecek en önemli referans olduğunun altını çizen Arpaguş, şöyle devam etti:
'Rasul-i Ekrem, her üç alanda da insanlığın öncüsü ve rehberidir. Hz. Peygamber, bizlere ruh ile beden, madde ile mana, dünya ile ahiret dengesini esas alan, insanı her boyutuyla kavrayan bütüncül bir hayat modeli sunmaktadır. Rasulullah'ın varlığa ve hayata dair ilkeli, tutarlı ve dengeli yaklaşımı ve onun şahsında tecessüm eden sabır, şükür, tevekkül, merhamet, affedicilik gibi ahlaki değerler, modern insanın ruhsal kırılmalarına karşı en etkili manevi reçeteyi oluşturmaktadır. İnsanın kendiyle barışık olması, varoluşun anlam ve gayesini idrak etmesi ve yaşadığı sorunların üstesinden gelebilmesi noktasında Hz. Peygamber'in örnekliği eşsiz bir imkandır. Diğer yandan toplumsal huzur ve birlikte yaşama kültürünün tesisi bakımından da Allah Rasulü, muazzam bir numune-i imtisal olarak insanlığın önünde durmaktadır. Bugün toplumsal kutuplaşmalar, ötekileştirmeler ve sosyal eşitsizlikler bağlamında yaşanan sorunların üstesinden gelebilmek için asr-ı saadet tecrübesini iyi okumak gerekir. Hz. Peygamberin merhamet terbiyesinden geçen o mümtaz toplumu iyi tanımak gerekir. Medine-i Münevvere'de, bir mabedin gölgesinde filizlenen ve vahyin rehberliğinde neşvünema bulan o medeniyeti iyi idrak etmek gerekir.'
- 'Hz. Peygamberin davet ve temsil ettiği İslam'ın evrensel ilke ve değerleridir'
Arpaguş, Hz. Peygamberin bir toplumu dönüştürme biçimine ve onun inşa ettiği topluma bakıldığında görülecek ilk şeyin iman, emanet ve emniyet olduğunu kaydetti.
İslam düşüncesinde 'kalpten bağlanma, güvenme ve tasdik etme' anlamındaki 'iman' ile 'güven, huzur ve korkudan emin olma' anlamındaki 'emniyet' kavramları arasında derin bir bağ olduğunun altını çizen Arpaguş, 'Aynı kökten türeyen bu kavramlar, esasen bir Müslümanın hem yaratıcısıyla ilişkisinin hem de varlık alemiyle etkileşiminin temelini oluşturan bir gerçekliği ifade etmektedir. Bu noktada önemle ifade etmeliyim ki toplumsal huzurun ilk şartı, emniyettir, güvendir. Farklı görüş ve düşüncede olsalar bile toplumun her ferdinin kendini güvende hissetmesidir. Çünkü güven duygusunun olmadığı bir yerde birlikte yaşamanın güvencesi yok, demektir.' dedi.
Arpaguş, Hz. Peygamber'in hayatına bakıldığında henüz Mekke döneminde ve hatta risaletten önce bile çevresinde bıraktığı en temel etkinin 'el-emin' vasfıyla oluşan 'güven' olduğunu dile getirerek, 'Çünkü güvenilirlik, aynı zamanda nübüvvetin ayrılmaz bir vasfıdır. Rasulullah'ın toplumu inşa modelinde dikkat çeken diğer bir husus ise hukukun üstünlüğüdür. Onun Medine'de farklı din, ırk ve kabile mensuplarını bir arada tutan yaklaşımı ve bu yaklaşımın neticesinde ortaya çıkan Medine Vesikası, toplumsal hayatta hukukun üstünlüğünün esas alındığı tarihi bir dönüm noktasıdır. İslam'ın hukuk ve adalet anlayışının bir yansıması olarak Allah Rasulü, soy, cinsiyet, makam, mevki veya sosyal statü üstünlüğünü kökten reddetmiş, takvayı merkez alan insan odaklı bir merhamet medeniyeti inşa etmiştir. Günümüz toplumlarının ihtiyaç duyduğu sosyal adaletin ve toplumsal barışın anahtarı, O'nun bu insan odaklı yaklaşımında gizlidir. Bu nebevi yaklaşımın temel referansı ise hiç şüphesiz Kur'an-ı Kerim'dir.' diye konuştu.
Rahmet Elçisi'nin rehberliğinin bireysel huzurun temini ve toplumsal adaletin tesisinde olduğu gibi küresel meselelerin çözümünde de insanlık için eşsiz bir imkan olduğunu aktaran Arpaguş, şunları kaydetti:
'Onun getirdiği mesaj, sadece belli bir döneme ve topluma değil, bütün insanlığa hitap etmektedir, evrenseldir. Bugün dünyamız, savaşlar, katliamlar, adaletsizlikler, zorunlu göçler, yoksulluk, ayrımcılık, şiddet ve çevre sorunları gibi devasa sınamalardan geçmektedir. Dünya nüfusunun kahir ekseriyeti, bir takım insanların ihtirasları neticesinde ortaya çıkan sorunlarla boğuşmaktadır. Cenabıhakk'ın Kur'an-ı Kerim'de ifade buyurduğu üzere yeryüzü, 'insanın kendi elleriyle yapıp ettiklerinin en acı sonuçlarına' sahne olmaktadır. Dünya genelinde yaşanan ve tüm insanlığı olumsuz bir şekilde etkileyen bu durum, aynı zamanda küresel boyutta yeni arayışları da gündeme getirmektedir. İnsani, ahlaki, siyasi, iktisadi ve çevresel krizlerden bunalan dünya, bir güven ve adalet zemini, bir barış ve huzur iklimi aramaktadır. Bu bağlamda insanlığın arayışına çözüm olacak en güçlü reçete, hiç şüphesiz Hz. Peygamber'in davet ve temsil ettiği İslam'ın evrensel ilke ve değerleridir.'
Arpaguş, İslam'ın kişinin ruh dünyasından akrabalık bağlarına, komşuluk hukukundan sosyal adalete, temel özgürlüklerden milletlerarası ilişkilere kadar hayatın her alanı tanzim eden evrensel değerler bütünü olduğunu ifade etti.
Dünya barışının ancak insanı her boyutuyla ele alan ve tüm insanlığı yaratılışta eşit olarak kabul eden bu değerlerin hayata taşınmasıyla mümkün olduğunu belirten Arpaguç, 'Rasulullah'ın Veda Haccı'nda irad ettiği hutbelere bir bakınız, sadece orada zikredilen ilke ve değerler bile dünya barışına giden yolun nereden geçtiğini göstermektedir. İnsanların can, mal, namus dokunulmazlığını ilan eden, her türlü ırkçılığı reddeden ve özellikle kadınların haklarını güvence altına alan bu hutbeler, temel hak ve özgürlükler bağlamında tüm insanlık en güçlü referanslardır.' diye konuştu.
Arpaguş, İslam peygamberi Hazreti Muhammed'in, savaş hukukuna getirdiği 'kadınlara, çocuklara, yaşlılara, sivillere ve din adamlarına dokunulmaması, tabiata zarar verilmemesi' gibi ahlaki sınırlar ve 'Kıyamet kopuyor olsa da müminlere elindeki fidanı dikmeyi' öğütleyen nebevi yaklaşımın savaşların ve iklim krizlerinin küresel bir tehdide dönüştüğü günümüz dünyası için çağlar öncesinden çıkış yolu gösterdiğini vurgulayarak, 'Dolayısıyla O'nun 'alemlere rahmet oluşu'nun odağında, insanı değersizleştiren her türlü ayrımcılığa karşı insan onurunu, zulme karşı adaleti, çatışmaya karşı barışı, bencilliğe karşı dayanışmayı ve karamsarlığa karşı umudu yeniden inşa etmek vardır. Bu sebeple rahmet elçisinin evrensel örnekliğini iyi tanımalı, doğru anlamalı ve tüm insanlığa güzel bir şekilde tanıtmalıyız.' ifadelerini kullandı.
Hz. Peygamber'in getirdiği mesaj ve ortaya koyduğu örnekliklerin her çağın sorunlarına cevap verebilecek bir nitelik ve dinamizme sahip olduğunu kaydeden Arpaguş, sözlerini şöyle sürdürdü:
'Çünkü O, yüce Rabb'imizin insanlığa sonsuz rahmetinin, lütfunun ve inayetinin bir tecellisidir. O, iman, emniyet, emanet, merhamet, adalet, güzel ahlak, barış ve sorumluluk ekseninde bir hayat anlayışını temsil etmektedir. Bu itibarla onun temsil ettiği değerler, her yönüyle hayatın merkezine yerleştirildiğinde gerçek anlamını bulacaktır. Günümüz dünyasının en mühim ihtiyacı da bu değerleri tıpkı Hz. Peygamber'in yaptığı gibi bireysel, toplumsal ve küresel boyutta hayatın kurucu ilkeleri haline getirmektir. İnanıyorum ki icra edeceğimiz sempozyum, Peygamber Efendimiz'in çağlar öncesinden ufkumuzu aydınlatan rahmet mesajının akademik dünyada ve toplum nezdinde yeniden tefekkür edilmesine önemli katkılar sunacaktır.'
Arpaguş, açılış öncesinde Siyer-i Nebiye Yolculuk Sergisi'ni ziyaret etti.





