Mutlu bir şekilde kalktı. Daha hava aydınlanmamıştı bile fakat içerisindeki heyecan ve çoşku onun daha fazla uyumasına izin vermemişti. O da bir sağ bir sola döndüğü yatakta uyuma çabasını sona erdirip yataktan dışarı attı kendini. Daha annesi ve babası uyanmamıştı. Sessizce tekrar odasına gitti ve o gün giyeceği kıyafetleri özenli bir şekilde dolaptan çıkardı. Hayatının bu özel gününde herkesin önüne çıkacak olmanın heyecanı ile kâğıda yazdığı şiirini tekrar gözden geçirdi. Kendi içinden şiiri okuyarak, unutmadığından emin oldu.

   Bir süre sonra annesi ve babasını uyandırdı. Her gün okula gitmek için yataktan zorla kaldırdıkları çocuğunun tam teşekküllü hazır bir şekilde onları uyandırması çok hoşlarına gitse de aynı zamanda da şaşırttı. Annesi hemen mutfağa gidip bir şeyler hazırlamaya başladı. Babası da çocuğunun karşısına geçip ‘’Hazır mısın bakalım? Tekrar ettin mi her şeyi?’’ diye sordu. Çocuk gülerek başını öne arkaya salladı. Ezberlediği şiiri bir kez de babasına yüksek sesle, vurgulayarak okudu.

    Annesinin hazırladığı kahvaltıyı daha doğrusu atıştırmalıkları hızlıca yediler ve törenin yapılacağı stadyuma doğru yola çıktılar. Stadyuma doğru ilerleyen bütün arabaların üstünde kırmızı beyaz bayraklar dalgalanıyordu. Evlerin camlarında, balkonlarda, bayrak direklerinde her yerde kırmızı beyaz dalgalanıyordu. Stadyumun otoparkına geldiklerinde mahşer günü gibi bir kalabalık vardı. Herkesin elinde bayraklar, balonlar vardı. Kulağı sağır edercesine fakat bir o kadar da tüyleri diken diken eden marşlar, müzikler çalınıyordu.

     Annesi ve babasıyla birlikte daha önce kendilerine söylenen alanda öğretmenleri ve okul arkadaşlarıyla buluştu. Hep beraber marşlara bayraklarını sallayarak eşlik ettiler. O sırada son bir defa cebine koyduğu kâğıt parçasını çıkardı ve okuyacağı şiire son bir kez daha göz attı. Bu çoşku ve heyecandan dolayı okuyacağı şiiri unutmak istemiyor, kusursuz bir şekilde okumak istiyordu.

     Artık okulunun ve onun piste çıkma zamanı gelmişti. Sahanın kenarına çıktığında tribünlerin tıka basa  dolu olduğunu gördüğünde çok şaşırdı. Heyecanı daha da katlanmaya başlandı. Elinde bayrağı sallaya sallaya kahverengi pistte stadın dört bir yanını dolaştılar. Sahanın ortasında kendisinden yaşça büyük abileri ve ablaları aerobik hareketlerle gösteriler yapıyordu. Kendisi bile bu gösterilere hayran hayran bakarken seyircilerin onları pür dikkat izlediğinden son derece emindi.

     Bir anda sessizlik oldu ve bir tribüne dönük şekilde duran kürsüye onun ismi söylenerek çağrıldı. Kürsüye çıktığında boyu mikrofona yetmediği altına büyük bir tahta koydular ve tahtanın üstüne çıktığında statta alkış kıyamet koptu. Önce yutkundu, çok heyecanlıydı. Karşısında askeri üniformalı, takım elbiseli kişiler oturuyordu. Bir de bunlar yetmez gibi hıncahınç dolu olan stat ona bakıyor ve onu alkışlıyordu. Bir müddet daha sessizliği devam etti ve o sırada gözünü kapadı. Boğazını kendine has üslubuyla temizledikten sonra;

‘’ Bugünü adın gibi iyi bil, daima an

   Türk adında bir millet yok denildiği zaman

   Tarihler dize geldi ve şaştı bütün cihan

   Doğdu eşsiz bir güneş, o kurtardı vatanı.

    

Parlayınca kılıçlar, ufuklar kızıllaştı

Ordu bir sel olarak bütün setleri aştı

Türk, istiklâl uğruna kahramanca savaştı

Bu 30 Ağustostur iyi bil, iyi tanı.

Çınlasın kulağında Dumlupınar zaferi,

Zaferi zaferle tat, çalış hiç kalma geri,

Hedefin yükseliştir, ey Türk genci ileri,

Eşsizliğe dönmeli bu vatanın her yeri.’’

Ramazan Gökalp Arkın