Sevgili okurlar,

Hayat bu ya şu Koranalı günlerde yolum Ülkeme düştü..

Eee bir insanın yolu ülkesine düşerde, memleketine uğramaz mı?

İnanın öyle oldu!

Annemin, babamın ilçesi Akyazı’ya, yani köyümüz Alaağaç’a uğrayamadım!

Elbette bu, bir yoğunluktan kaynaklandı.. Beni bilenler bilir! Böyle “vefasız “ yanım yoktur..

Eşim ile gurbette kıl kanaat geçinip biriktirdiğimiz para ile Karasu’da bir daire almak nasip olmuştu..

Tatil dönemlerinde, denizin, kumun, güneşin tadını çıkaracaktık..

Ama Karasu’nun bu ucube binasında istediğimiz konforu bir kenara bırakın, rahatlığı da yakalayamadık!

Her yaz, yani tatil mevsimi bir başka sorun ile karşılaşıyorduk..

Deniz kenarı ya bu, sevdiklerimizde boş zamanlarda “anahtar” peşindeydi..

“Anahtar şurda, burda, onda, bunda..” derken, yinede dairenin sefasını süren çok oldu..

Allah onlardan razı olsun!

Denizi, kumu, güneşi ve hırcın dalgaları, sert esen rüzgarları burada daha farklı tanıdık..

Ama en önemlisi 1999 Yılınındaki o büyük depremi ailecek burada yaşadık..

İçimize oturmuştu korkular..

Acılar yüreğimize sinmişti..

Bu zor günde, bizi arayanlarda vardı..

En büyük tesellimiz buydu ya!

Bir de Yüce Rabbim bizi esirgemişti..

Yıllarca Uzak kaldık Karasu’dan..

Gelen, gidenden haberler gelmiyordu değil..

Kapısı bile Karasu’nun tuzlu havasına dayanamamıştı..

Bacanağım Bülent Kurbancıoğlu, bir kutu boya ile bu işi hallederim demişse de, kapı bu girene, çıkana dayanamadı..

İşte zaman buymuş ya, denize, tatile, memlekete hasret bir başka gurbetçiye bu daireyi sattım gitti..

Eşim bu satış için daha kararlıydı..

Beni de ikna etti..

Çoktandır bu satışı düşünüyormuş.. Bana kafasındaki tilkileri anlatınca “ evet” dedim ve sattım..

Oldum olası mala, mülke, şatafata ve görkeme, lükse yan bakmadım..

Sattım gitti!

Eşim,” üzüldünmü” demeyi ihmal etmedi..

Orası, burası koşturmada çalınmışlıkların üzerine dairemizin elektrik ve su saatinin de çalındığını öğrenmek beni üzmedi değil..

Karakola gitmem gerekti..Durumu anlattım.. Karşımdaki görevli gülümseyerek “burada insanı bile çalarlar”diyerek, toplumun içinde bulunduğu kokuşmuşluğu özetledi!

Ne diyebilirim ki?

Memleketteki durumu özetlemişti..

Alıcı tarafın bir yığın çekincesi vardı.. Ama deniz manzarası herşeye üstün geliyordu..

Deniz manzarası..

Güvene dayalı, bir satıştı bu! Pastı parayı Kars Sarkamışlı delikanlı, Sakaryalı eşini mutlu etti..

Bir başka güzelliğe şahit olmak ne güzel ve ne özeldi..

Rehberleri ise anneleriydi..

Aracılar ise bu satışı gerçekleştirmek için canhıraş emek verdiler..

Canhıraş!

Ne diller döküldü ne?

Gülümseyerek dinledim..

İnsanın, insana güvensizliği kalmamışsa, ne yapabilirsiniz ki?

İnanın ayıya dans öğretmek daha kolaydır!

Memlekette para kazanmak zor!..

Hele de şu Pandemi günlerinde..

Adapazarı’ndaki evimize geldim..

Ayrılıklar zor ya açıldı kapılar..

Komşuların yüzü güldü..

“Hoş geldinler” arasında temizlik ve sonrası derin bir uyku..

Yorgunluk bu ya horoz seslerini duyamadım..

Ezan sesi ile güne merhaba dedim ve bazı hasta ve yakınlarımı arayıp, geçmiş olsun” dileklerimi ilettim..

Sonra kısa da olsa Harmanlık’ta bir çay içimi sohbette buluştuk dostlarla..

Ve nazar boncuğu Sapanca akşamlarının ilkine konuk olmak..

Buluşmak, konuşmak, takılmacalar arasında kavunlu peynirli sohbete doyulur mu?

Zamanıdır ya “ can eriği” tadımlık olsada bizim için çocukluğumuzu hatırlattı..

Ve komşu üzerine kilitli kapıyı açarak dut festivaline davet etti.. Kırmadım, bir avuçta olsa kaç yıldır unuttuğumuz dut tadını Brüksel’e götürüyorum..

Ya toprak?

Komşudan aldığım kazma ile karnını yarmama sevindi..

Domates, biber, salatalık, patlican fidelerini büyük bir sevgi ile kabul etti..Sonra can suyu ile boyunlarını bükmekten kurtuldular..

Toprakla buluşmak ne güzeldi..

Son saatlerde eşim, “maydanoz ve roka” diye seslendi..

Telaşla çarşının yolunu tuttum.. Maydanoz ve roka tohumlarını da toprakla buluşturup suladım..

Benim için en büyük servet, emek buydu!

Aşık Vaysel’in dediği toprak bu, yüzünü kara çıkarmaz! Hemi hilesiz, yalansız!

Terledik, ama değdi..

Ben Sakarya’dan ayrılırken, diktiğim fidanların, ektiğim tohumların yeşereceğine inanmak ne güzel!

Nasip meselesi ya gidip gelmek var, ekip büyütememek ve tadına bakamamak!?

Allah herkesin gönlüne göre versin!

Tamahdan ziyade, aza kanaat etmek, hayatı yaşamak, sevgi ve saygı timsali olmak ne güzel!

Teşekkürler Nur Hanım!

Teşekkürler Mehmet ve Mustafa bey!

Teşekkürler Tefvik ve Adem hocam!

Teşekkürler Ömer Sarıca kardeşim!

Teşekkürler Sapanca akşamlarını paylaştıklarımız!..

Her şeye rağmen arayamadığım sevgili dostlar, tekrar buluşmak dileği ile Allahaısmarladık!

Sedat Peker mi?Dedikodularını sizlere bıraktım!..

Bakalım içinden nasıl çıkacaksınız?