Sevgili okurlar,
Türkiye, “Ayasofya, darbe ve diğer tartışmalardan” sonra sürekli gündeminde olan “adalet” kavramının bir parçası olan “avukatlık mesleği örgütlenmesi” gereği, Türkiye Barolar Birliği’ni gündemine aldı..
Baro, avukatların bir araya gelerek oluşturdukları sivil inisiyatif, dernek,birlik..
Avukat, hukuk tahsili yaparak, davalı ile davacı arasındaki hak ihlallerini savunan diplomalı,yani yetkin adalet arayıcısı..
Bu kavramlara, “mahkeme, hakim, savcı, mübaşir ve polis, jandarma” ile en üstte ”adalet bakanlığı da” eklerseniz , “adalet” için önemsenen yapılanma zincirini, daha iyi kavramış oluruz..
Bu yapılanma, dünyanın hemen, hemen her ülkesinde aynı örgütlenmeyi, kurumsallaşmayı içerir..
Türkiye, son yıllarda Avrupa Birliği(AB) üyeliği yolunda attığı adımlar nedeni ile müktesebatını, AB normlarına uydurmak için bir dizi reform yaptı..
Ama görülüyor ki, gelinen bu noktada reformlardan bile söz eden yok?
Nedeni açık!
Yönetimi elinde bulunduran siyasi erk, kendi fikir ve düşünceleri bağlamında, yargıyı da kendi fikir ve düşüncelerine uydurmaya çalışıyor..
Mevcut siyasi grup, küme, iktidara geldiğinde,”Milli Görüş gömleğini çıkarttık” diyordu..
Şimdi bu zihniyetin nasıl ve hangi renkte bir gömleği giydiği, şimdi daha iyi anlaşılır oldu..
Ankara’nın taşına, gözlerimin yaşına bak!
Türkiye’nin dört bir yanından, sembolük de olsa, baro temsilcileri Ankara’ya yürüdü.. Ankara girişinde o şahit olduğumuz fotoğraf kareleri ve görüntüler yaşandı.. Yağmur altında ülkenin avukatları ile polisi karşı karşıya geldi..
Öyle ya niçin, neden?
“İki tarafın da kanunlara riayet eden, yasaları esas alan ve bu yasalar çerçevesinde uygulamalara yön verenler “olduğunu bilmiyor muyuz?
Biliyoruz!
Peki, Ankara’da neler oluyor?
Kim, ne istiyor, kim, neyin peşinde?
Kısacası, avukatlar ile polisi karşı, karşıya getiren nedir?
Cevabı çok basit!
Siyasi irade!
Ankara’da yönetimi elinde bulunduran siyasi erk, şimdi talan ettiği Cumhuriyet kurumlarından  sonra, son kalelerden biri olan, Türkiye Barolar Birliği’ni de ikiye ayırmak, kendi fikir ve düşünceleri paralelinde yapılandırmak, kendilerine tabi bir kurum ihdas etmek istiyor..
Önce, Türkiye Barolar Birliği(TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu susturuldu, siyasi iradeye biat ettirildi..
Şimdi planının, ikinci aşaması için düğmeye basıldı..
Bölünmesi istenen Türkiye Barolar Birliği, zaten fiilen ikiye bölünmüş oldu.. Bir tarafta TBB Başkanı Metin Feyzioğlu ve on beş baro başkanı arkadaşı, diğer tarafta ise siyasi iradenin fikir ve düşüncelerine tabi olmayan bağımsız avukatlar..
Ankara’nın taşına bak, şu feleğin işine bak!
Türkiye’nin çeşitli kentlerinden Ankara’ya “adalet yürüyüşü” gerçekleştiren baro temsilcileri, önceki gün Ankara’ya ulaştılar..Ulaştılar ama, onları bir başka sürpriz bekliyordu?..
İtiş ve kaşımlar altında, yağmura karşı açılan şemsiler altında, baro temsilcileri Ankara’ya sokulmak istenmedi..
Polis ve sivil görevliler avukatları, “Ankara’ya girmek yasah hemşerim”, sözleri ile karşılayarak, kalkanlarını coplarını gösterdiler!..
Biz bir yerden değil, çok yerden bu sahneleri biliyorduk zaten!..
Olacağı buydu!?..
Tekmeler, itmeler, ağır sözler ve Ankara’nın ayazında beklemek, adalet nöbetinde olmak buydu işte!
İyi ki Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş vardı..Hemen yardıma koştu..Su, ekmek, şemsiye, çadır, sıcak çay..
Yorgun olanlar için Ankara’nın bir başka sıcak yüzünü gösterdi..
Başlatılan “Savunma Yürüyor” etkinliği, Ankara’da bir sürpriz ile karşılaşmıştı..
Avukatların önünde set oluşturan polisler, resmen avukatları açık havada gözaltına almış, etkisiz hale getirmişlerdi..Onlara destek için gelen milletvekilleri de çaresizdi..
Biz bu yazıyı yazarken, gerginlik bekleyiş sürüyordu..Bakalım bu durum nasıl noktalanacak?

Şunu ifade edelim ki, siyasi iradenin “ bildiğim bildik, çaldığım düdük” tekerlemesinden geri adım atmasının, söz konusu olmadığıdır..
Hep böyle olmuştur, kıdım, kıdım, yavaş, yavaş, buraya  kadar gelinmiştir..
Şimdi artık ipi çekme zamanıdır!..
Karar çoktan verilmiştir, çırpınış, direnme beyhudedir..Zira bu ülkenin “Kozmik odalarına girildiği günleri” hatırlamanız bile yetişir..
Türkiye, bir meçhule, bir karanlığa doğru sürüklenirken, avukatların geç kalmış çırpınışlarının bir anlamı ve manası var mıdır, yok mudur, göreceğiz!?..
İşte Türkiye’deki bu yansımalar, bu gelişmeler, Türkiye’ye olan güveni iyece dibe vurduruyor  ve dışarıda, “Türkiye karşıtı yasak kararlar” alınmasına vesile oluyor..
Avrupa Birliği tarafından, sadece “Coronavirüsü” nedeni ile değil, diğer gelişmeleri ile Türkiye’nin,” riskli ülkeler” sıralamasına alınmasının altındaki gerçekleri, iyi okumamız , anlamamız gerekiyor..
Avrupa’da yaşayan Türkler, bu ikilem içinde,” Türkiye’ye gidip, gitmemek” arasında, gidip, geliyorlar!?..
“Her şeyini iktidarda kalmak için ayarlayan bir siyasi iktidara, güvensizliğin bedelini ödeyenler arasında, dostlarımızın, insanımızın olması”, elbet teki çok acıdır..
Riskli ülkeler arasına alınan Türkiye’ye, gidip, gitmemek sizlere bağlı!?..
Tatil için risk alıp, almamak ta öyle!?
Bir başka hukuk mücadelesi için, Ankara yolunda olanların karşılaştığı durum, açık ve net bir ders niteliği taşıyor..
Elbette ders alanlara!