Türkiye 24 Haziranda yapılacak seçimlere giderken nereden nereye gelmişiz dedirten gariplikleri yaşıyor. Artık demokrasi, özgürlük, adalet gibi kavramlar belleğimizden silinirken Türk Dil Kurumunun sözlüklerinden de çıkarılma noktasına geldi.  2002 yılından bu yana tek başına iktidar olan ve her seçimi farklı uygulamalarla kazanan AKP bu kez ummadığı tepkiyle karşılaşabilir. İlk defa rakiplerinin gerisinde bir görüntü veriyor. AKP, kurucu genel başkanını Başbakan ve Cumhurbaşkanlığına kolaylıkla taşımış olmasına rağmen bugün aynı rahatlık içinde değil. Referandumla değişen anayasaya uyum yasaları yapılmamış, seçim yasası Anayasa mahkemesine verilmiş, Cumhurbaşkanı adaylarından biri cezaevinde, ekonomi de yarın ne olacak endişesi hâkim. Ve Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek çok kritik bir seçime gidiyoruz.


Uzun yıllar iktidar çevresinde kümelenen sermaye gurupları ile basın ve medya organları şaşkınlık içindeler. Yıllardır tek taraflı, AKP ve Cumhurbaşkanını önceleyen bir program ve haber yayını yaptılar. Önceki yıllarda olduğu gibi 24 Haziran seçimlerine giderken de durum çok farklı değil. Ancak kamuoyu baskısıyla zoraki de olsa bazı kanallar diğer adayları özellikle Muharrem İnce'yi ekranlara çıkarmak durumunda kaldılar. CNN Türk ve Haber Türk kanallarında yer alan gazeteci ve yayıncılar sordukları sorular ve sergiledikleri tavırlarıyla sıkıştırmak, ters köşe yapmak ve halkın gözünden düşürme niyetini gizlemek bir yana ayan beyan ortaya koydular. Özellikle Muharrem İnce'nin yanıtları karşısında gerildikleri ve memnuniyetsizlikleri yüzlerinden anlaşılıyordu. Bu yanıyla program Cumhurbaşkanı adayına yapılmak istenilenin aksine beklenenden fazla güven ve saygınlık oluşturdu.


FOX TV'nin hakkını teslim etmek gerekir. Çünkü "seçime giderken adaylar konuşuyor" temalı program yapması Türkiye'de seçmenlerin bilgilenme ve özgürce seçebilmesine katkı yapmıştır. Bağımsız ve demokratik medya örneğini vermesi gelecek açısından da çok değerli bir adım olmuştur.


Çok partili döneme geçildiğinden buyana seçimler bu kadar tek sesli olmamıştı. Eleştiri suç haline dönüştü. İfade özgürlüğü yok oldu. Toplum keskin bir şekilde kutuplaştırıldı. Muhalefet partilerinin siyasi propaganda hakları afiş asma, bildiri dağıtma, açık alanda toplantı ve gösteri yapma gibi faaliyetleri şiddetle karşılık bulabiliyor. Halkın ödediği vergilerle yayın yapan TRT ne yazık ki muhalefet parti ve adaylarını görmezlikten geliyor. Meydanlardan dile getirilen çok ağır ifadeler sokağı terörize etmeye uygun bir ortam oluşturuyor. Seçim yaklaştıkça gerilimin daha da artacağı düşünüldüğünde hepimizi üzecek durumlarla karşılaşabiliriz. Oysa seçimler bir festival havasında, bir şölen coşkusunda geçmelidir. Toplumu ayrıştıran değil kaynaştıran bir kültüre hizmet etmelidir. Bu görev ve sorumluluk öncelikle mevcut iktidar sahiplerinindir. Bir ülkede iktidar demokratik yollardan değişebiliyorsa kaybeden yok, kazanan vardır.


Türkiye anayasal sistem içinde anayasal organ ve kurumların işleyişi, birbirileriyle ilişkisi konusunda yol arayışında. 16 Nisan referandumu ile derme çatma bir konuma gelen devlet aygıtı ekonomik sorunların ağırlığıyla birleşince yönetilemez noktaya taşındı. OHAL uygulaması pratikte baskıları artırıyor, içte ve dışarıda güvensizliği büyütüyor ve sermaye kaçışlarıyla üretimin daralmasına neden oluyor. Beraberinde işsizlikle enflasyon canavarının sahibini yemek üzere harekete geçmesine yol açmaktadır. Bu arada olan ücretlilere, dar gelirlilere olmaktadır.


Vaatlerin havada uçuştuğu 24 Haziran seçimleri meydanlarda söylenenlerden çok çarşıda pazarda gördüğümüz, işte, sokakta, evde, hastanede yaşadıklarımız ile yarına ilişkin kaygı ve endişelerimizin kararı olacaktır.