Fazla konuştuğumun, fazla yazdığımın farkındayım. “Eee, artık susturun şunu!” diyenler, hayatım boyunca oldu. Şimdilerde zirvede : -)

   Şu bilinsin ki, bal gibi de bilinir! “Geldik gidiyoruz!” lafını sık eder yaştayım.

       Ömür boyu kimseden bir iş talebim olmadı. Bilebildiğimce; Ailem dışında, bir Allah kulundan da borç istemedim, almadım.

       Bu gereksiz sözleri yazmamın nedeni; çok konuşmam, çok yazmama mazeret aramaktır. Çünkü?

                                                             ***

       Sakarya son yıllarda eskisi kadar Sakaryalıların ses çıkarabildiği bir şehir değil! Hatta, Adapazarı, Serdivan, Erenler de; Adapazarlı, Serdivanlı, Erenlerli yok gibi…

        “Sakarya’yı hizaya sokma EGO’su !” başlığını hiç düşünmeden atmadım. Sakaryalılar, kendi verdiği oylarla seçtikleri Kent Yönetenleri’ne bir baksın : -)

       Seçilen hemen herkes, çok az sonra Sakarya’yı hizaya sokma hakkına sahip olduğunu sanıyor. İstisnalar başımızın tacı : -)

                                                              ***

        AK Parti ve tüm siyasi partiler şu yaşananı unutmasınlar… Hiç bir Basın Müşaviri, AKP’li bir Bakan medyaya yanıt verirken, O’nu medyanın önünden palas pandıras alıp götüremez!

       Ülkede bunlar yaşanan günlük olağan işler haline gelmişse yanmışız? Kim bu Müşavir? Kim O yetkiyi O Müşavire veren? Gelelim; Sayın Bakan’a:

       Siz bu davranışın emrini bizzat vermemişseniz; O davranışa cüret eden veya O cürete cesaret veren makam, bir Cumhuriyet Bakanı’na halkın önünde hakaret etmiştir.

                                                             ***

       Bir tek gün böyle bir hakkım olduğunu aklımın ucundan bile geçirmedim. Tek yetkili olarak Yönettiğim hiçbir oluşumda da böyle bir yetki kullanmadım.

       “Şehri veya her hangi bir Seçilmiş Bireyi Hizaya Sokma!” Ego’m olamadı! Bilenler bilir; kendi çocuklarıma bile; “Görgülü kuş gördüğünü işler!” dedim.

       1 Milyon insanın yaşayamayacağı bir coğrafyada, 1 milyon nüfuslu yanlış bir şehir olduk. Yetmedi; “Şehre Ayar (!) vermek, Hizaya sokmak EGO’lu “ bir dolu da birey dolaşır oldu.

        Yerel Seçim kapıya gelince kapılara dayanan ve “Sen ne düşünürsün?” diye soran yok. Bir dolu, “Bu söylediklerim ya yapılacak, ya da yapılacak!” EGO’su var… O anlatırken, gözlerine bak; O kesinlikle sana bakar, ama görmez!

                                    SAÜ KONGRE MERKEZİ’NDE

                                    DİLEK TÜRKAN’IN NEFİS KONSERİ !

      Salı günü gündemdeki koşuşturmalardan yorgun düşmüşüm. Elim ayağım kalkmayacak halde, evde 15 dk. uzandım.

      Sakarya Üniversitesi Kongre Merkezi’nde, saat 18.00’de Sapanca Şiir Akşamları var. Kaç gündür bekliyorum. Dilek Türkan konseri var; gittim tabii…

                                                                    ***

       Fuayeden hızla geçerken sazların sesi gelmeye başladı; geç kalmıştım. Salona girdim, ama daha ayakta ikinci şarkıda tüm yorgunluğum gitti.

      Eşimin yanına oturdum, konserin sonuna dek nefes almadan izledim… Müzik-musuki konusunda asla ahkam kesemem. Dinlemeye de, konser izlemeye de koşarak giderim.

       Taş Plak tadındaki şarkıları-tangoları ile tanıdığımız, Dilek Türkan sahnede artık çok daha usta. Şarkılarını izleyicilerle bölüşmesi de tam tadında…

        Öyle ki, konserin bir şarkı arasında, salona seslenişindeki, “Bu akşam ben ne kadar doğru bir yerdeyim!” paylaşımı çok şey anlatır. Paylaşım harika da!                                                                  

      Dilek Türkan’ın şarkılarına bir başka güzellikte ve çok doğru seslerle eşlik eden salonda;

       Eğer SAÜ Konservatuarı Öğrencileri ve Hocaları varsa? Eğer bu kadar güzel bir geceyi Onlar çok daha güzel kılıyorsa; benim de sevincim çok daha büyür!

       Sahnedeki solist duruşu her konservatuar öğrencisi için büyük dersti. Hatta, saz heyeti-orkestralar için bile, sahne duruş-davranışı önemli dersti.

       Türk müziği söyleyen tüm solistler için, söylediği her şarkının sözlerini harf harf dinleyiciye anlaşılır netlikte aktaran Zeki Müren bir idoldür. Müziğin tüm dallarında bunu yapabilen solistler de hak ettiği yeri alır.

        Dilek Türkan, bence, bu konuda da nefisti. Sahne kıyafeti yakışmıştı, her şarkıya bale zarafetiyle, fazla abartmadan anlam katarak sanki ders gibiydi.

       “Ders!” sözcüğünü bilerek kullandım. Konseri sanat müziği öğrencileri veya müzik bölümü öğrencileri izlediyse, bence iyi bir kazanımdır.

                                                           ***

     Bu yazıyı neden önemsedim. Tüm şehrin sorumlu olduğu bir sıkıntımız var.

      “Sakarya Üniversitesi, şehirle bütünleşmeyi bir türlü sağlayamadı!” lafını, hoyratça ve ölçüsüz kullanmaya bayılıyoruz.

        Peki, biz şehir halkı olarak Üniversitemizle bütünleşmek ve “ Üniversite Şehri olmak!” yolunda, kendimiz hangi çağdaş-gerçekçi adımları attık? 

       Parmakla sayılan Resmi ve Özel birkaç Oluşum ve Birey önünde sevgi ve saygıyla eğilirim de; Şehir ve İlçe halkları konuşacak… Eskişehir gibi…