Bizimsakarya.com.tr
Bizimsakarya.com.tr
21 Şubat 2018 Çarşamba 10:19
Böbrek: Yaşamın PASAPORTU!

Söyleşi: Hülya BİLGİN ÇOLAKOĞLU

Safi, başka hastalıklarla kolay karıştırılabilen böbrek rahatsızlığının belirtilerini ise şöyle sıralıyor: Kaşıntı, halsizlik, iştah kaybı, dikkat azalması, kramplar, nefes darlığı, uyku bozukluğu, tansiyon yüksekliği, bulantı,kusma, cinsel bozukluklar, yer ve zamanı karıştırma, nöbet ve bazen koma.

Türk Böbrek Vakfı Tıbbi Koordinatörü Prof. Dr. Mehmet Şükrü Sever’in geçen yıl şubat ayında yaptığı açıklamasını okuyunca dehşete düşmüştüm. Açıklamanın başlığı şu şekildeydi ‘’Türkiye’de Böbrek Hastası Sayısı Nüfusun yüzde 15’ini Geçti’’. Bu çok acı...
Maalesef ki organ yetmezliği hastaları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de katlanarak artmaktadır.
Neredeyse hayatın pasaportu olan böbrek naklini, umutla bekleyen binlerce hasta var...
Doktor Serap Safi ile böbrek yetmezliğini, diyaliz sürecini ve bu süreçte pek çok sorunla boğuşmak zorunda kalan diyaliz hastaları konuştuk.
Değerli hocam ilk olarak böbreklerimiz ne işe yarar? En basit haliyle açıklayabilirmisiniz?
Böbreklerimiz kanda bulunan üre, ürik asit ve kreatinin gibi zararlı maddeleri süzerek idrar yolu ile vücudumuzdan uzaklaştırır. Yine vücudumuzun su ve tuz dengesi ile birlikte tansiyonumuzuda ayarlar. Kan hücrelerinin yapımına yardım eder. Aslında böbreğin görevleri sadece bu kadar değil içtiğimiz ilaçların zararlı etkilerinin vücudumuzdan uzaklaştırır, kemik metabolizmasına yardım eder, hormon salgılar (D vitamini – elektropoiet in ), yine bazı hormonların yıkılmasını sağlar (insülin, - büyüme hormonu vb.), metabolik düzenlemeler yapar (şeker ve yağ metabolizmasının düzenlemesi)
Böbreklerimiz sağlıklı olarak çalışamaz ya da görevlerini yeterince yerine getiremezse...
Bir kere kanda artıklar birikir. Su ve tuz dengesi bozulursa vücuttan atılamayan su bacaklarımızda, göz çevresinde birikir (Ödem), tansiyonumuz yükselir. Kemik iliği yeterince kan yapamaz, kemik gelişimesi sekteye uğrar. Bazı hormonlar kanda fazla miktarda görülür. İlaçların ve zararlı maddelerin atıkları, zehirleri kanda birikir. Kısaca vücudumuzun bir dengesi var, böbreklerin iyi çalışmaması demek bu dengenin bozulması demektir.
Kişi böbreğinin yetmediğini
hemen anlayabilir mi?

Maalesef böbrek yetmezliğini kişinin hemen anlaması güçtür.Çünkü oluşan belirtiler başka hastalıkları karışabilir ve hastalık genelde yavaş ilerler.Çoğu kez de böbrekler görevini%90’ını kaybedene kadar belirtiler silik olur. Ancak son yıllarda daha sık bakılan idrar ve kan tahlilleri ve şüphenilen hastaların nefroloji hekimine sevki ile daha erken tespit edilip ilerlemesi yavaşlatılabilinmektedir.
Peki hangi belirtileri vardır?
Kaşıntı, halsizlik, iştah kaybı, dikkat azalması, kramplar, nefes darlığı, uyku bozukluğu, tansiyon yüksekliği, bulantı,kusma, cinsel bozukluklar, yer ve zamanı karıştırma, nöbet ve bazen koma
Hastalık ilerledikçe vücutta su ve atıkların birikmesi, hormonal dengesizlik ve beslenme bozukluğu ile böbreklerden sonra pek çok organ da bu olaydan etkilenir. Bunun sonucunda; kemik erimesi, kireçlenmeler, kalp kapak hastalıkları, koroner tıkanıklıklar, eklem sorunları gibi şikayetler de olaya dahil olmaya başlar.
Böbrek yetmezliğine sepep
olanlar nelerdir?

Tüm dünyada ve ülkemizde en büyük nedeni diyabettir. Bunların yanı sıra hipertansiyon, idrar yollarını ilgilendiren enfeksiyonlar, amiloidoz (amiloid adı verilen proteinin organlarda birikmesi ile meydana gelen bir hastalık), ailesel hastalıklar, İdrar yollarında tıkanma böbrek yetmezliğine sebep olan bazı nedenler arasındadır.
Peki hocam Hemodiyaliz
nedir? Neden gereklidir?

Son dönem yani ileri derece böbrek yetmezliğinde, yiyeceklerimizin vücudumuzda parçalanması sırasında oluşan zararlı maddeler ve suyun fazlası idrarla atılması gerekirken, atılamaz Bunun sonucu olarak da vücudumuzda birikir. İşte bu maddeler Hemodiyaliz adı verilen tedavi şekliyle ile vücuttan uzaklaştırılır. Hemodiyaliz ile tedavi vücuttan atılmayıp, biriken zararlı maddelerin, geçirgen bir zar kullanarak temizlenmesi işlemine dayanır.
Hemodiyaliz tedavisine genellikle haftada 3 kez gerek duyulur.Her tedavi seansı ortalama 4 saattir.
Böbreklerimizin aldığımız ilaçların zararlı etkilerini de vucüdumuzdan uzaklaştırdığını söylemiştiniz.
İlacın molekül büyüklüğü ve proteine bağlanıp bağlanmaması, böbrekten atılıp atılmaması önem arzeder. İlaçların çoğu böbrek yoluyla vücuttan atılır. Böbrek yetmezliği ilerledikçe bu ilaçların vücutta kaldığı süre de artacaktır. İlaçlar ve metobolitlerinin kan düzeyinin artması, doz ayarlamamızı gerektirir. İlaçların alım sıklığı ve miktarında düzenlemeler gerekebilir.
Bazı ilaçlar ise diyaliz yoluyla hastadan uzaklaştırılır. Bu durumda ilacın hastaya diyaliz çıkışı verilmesi gerekebilir. Hemodiyaliz hastalarına hekimlerine sormadan yeni bir ilaç başlamaması önerilir.
Nefrotoksit dediğimiz, böbrek yetmezliğini ilerletebilecek bazı ilaçlar olduğu da unutulmamalıdır. Özellikle idrar çıkışı devam eden bu hastalarda bu ilaçlardan kaçınmalıyız.
Bu hastaların ameliyat
olması gerekirse?

Hastanın ameliyat öncesi ve sonrası diyalize girecek şekilde tedavisi programlanır.
Hastaların ameliyat öncesi içtiği ilaç gözden geçirilmeli, fazla sıvı yükü varsa azaltılmalı, kan sulandırıcıları varsa bir kaç gün önceden ya değiştirilmeli ya da kesilmelir. Sağlıklı bireylere göre daha fazla kalp damar hastalığı olma ihtimali olduğu için ayrıntılı kardiyolojik muayeneleri yapılmalıdır.
Diyaliz hastalarının özel bir

beslenme programları var mıdır?
Hemodiyalize giren hastaların yiyeceklerin miktarı ve içerikleri ömür boyu kısıtlanması söz konusudur. Ömür boyu diyet yapma zorunluluğu hastada hastalığını ona sürekli hatırlatır. Diyete uyumsuz hastalarda; fazla sıvı alınması (ödem, nefes darlığı, tansiyon yüksekliği, hipertansiyon, kalp yetmezliği, akciğer ve karında sıvı birikmesine sebep olabilir.)
Fosfordan zengin gıdalarla (süt ve süt ürünleri, kuru baklagiller, balık, sakatat, hazır gıdalar) beslenme sonucunda kemik hastalıkları ,iskelet dışı kireçlenmeler(doku, eklem ve damarlarda kalsiyum çökmelerine, tıkanan damarsal sorunlara, koroner arter hastalığına) gibi karşımıza çıkar.
Patates, muz portakal, kavun gibi potasyum içeren gıdalarla beslenme ise; kaslarda güçsüzlük belirtisi gösterip kalp durmasına sebep olabilir.
Yetersiz beslenme durumunda ise bağışıklık sisteminin zayıflaması, yara iyileşmelerinde gecikme, kas erimeleri ve diyalizde ölüm sıklığını artabilir.Bu yüzden diyalize yeni başlayan hastalarda diyet eğitimi çok önemlidir.
Bu konuda öneriniz nedir?
Diyalize girmeden önce üresi yükselmesin diye diyetleri daha kısıtlı iken diyalize giren hastalara günde 1-1,2 gr/kg protein (et ,yumurta beyazı vb.) önermekteyiz. Günlük 35 kcal/kg kalori olacak şekilde tuz, potasyum ve fosfor kısıtlı diyet önerileri diyetisyenler tarafından düzenlenir.
Bazı vitaminlerin diyaliz hastalarında dışarıdan takviyesi gerekebilir. (B1-B2-B6-B12 vitamini-folik asit gbi) piyasada satılan multi vitamin denilen bir çok vitamini içeren ilaçlar diyalizde önerilmez. Çünkü bu vitaminler içinde diyaliz hastalarına verilmemesi gereken A ve K vitamini ile fosfor ve potasyum olabilir.
Diyaliz hastalarının bağışıklık durumunu da konuşmak gerek o zaman ...
Bu hastalarda hem hücresel hem de hümaral (sıvısal bağışıklık) problem vardır. Hemodiyaliz hastalarına yapılan aşılar zor tutar, bu yüzden daha yüksek dozda ve daha sık aşılanmaları gerekir. Hemodiyaliz hastaları tüm enfeksiyonlara zayıf bağışıklık sisteminden dolayı kolay yakalanabilirler.
Üresi yüksek seyreden hastalarda diyalize geç başlandığında, yetersiz diyalizde, böbrek yetmezliği ani oluştuysa, ürenin yüksekliğiyle, tüberküloz gibi sebeplerle kalp zarı iltihapı hemodiyaliz hastalarında görülebilir.
Diyaliz hastalarında gebelik oluşursa?
Gebelik oluşmuşsa; diyaliz sıklığı haftada 5-6 kez ortalama toplam 20 saat oluşacak şekilde planlanır Erken doğma, büyüme gelişme gerilikli doğma ve düşük ihtimali normal doğumlara göre daha fazladır.
Anne adayı; anemi, hipertansiyon, kalsiyum yüksekliği ve alkaloz açısından yakından takip edilmelidir.
Diyaliz hastaları psikolojik açıdan da sorunlar yaşayabiliyorlar sanırım...
Böbrek yetmezliği hastalığının kendisi ve uygulanan hemodiyaliz tedavisi birer stres sebebidir. Bu nedenle hemodiyaliz hastalarında da psikiatrik sorunlar sık görülür.
Psikolojik stres nedenleri olarak;
Düşük tuzlu yemek, proteini kısıtla yemek, içecekleri suyun kısıtlanması, bazı sevdiği yiyecekleri (muz, portakal, balık, mayonez, hazır gıda, kavun, patates) yememesinin istenmesi, tedaviye düzenli gelme zorunluluğu sayılabilir.
Hastalarımızda özellikle ilk aylarda, umutsuzluk, işe yaramama duygusu, yeme ve uyku bozuklukları depresyonu tetikler. Böbrek yetmezliğinin sebep olduğu cinsiyet hormonlarında azalma, adet düzensizlikleri, lipoda kaybı, ter bezlerinin az çalışması ile ciltte kuruma ve inatçı kaşıntılar depresyonu ilerletebilir.
Diyaliz hastalarının ailelerine
ne önerirsiniz?

Aileler hastalara korumacı davranabilir ve hareket etmelerini yardım ediyor sanıp engelleyebilirler. Özellikle yaşlı hastaların içlerine kapandığı, artık işe yaramama duyguların hakim olduğu dönemde hasta yakınları, aile büyüğü olan hastalarına otoriter yaklaşımında bulunmamalıdırlar.Hastalar bu durumu kolay kabul edemeyebilirler.
Klinik destek ve eğitimle hastalarının ”tedaviye uyumu” ve ‘’aktif yaşama geçme zorunluluğu’’ aile fertlerine iletilerek, onların da bu sürece dahil olmaları beklenir. Kalkma, oturma, evde gezinme, dışarıya çıkma, yatıyorken bile kol ve bacaklarını hareket ettirme gibi basit egzersizlerin gerekli olduğu bilinmeli; bu konuda hasta motive edilmelidir. Ancak hastanın, bu egzersizlerin gerekliliğini bilerek ve isteyerek yapması sağlanmalıdır.
Her hastanın bireysel kapasitesine göre durumunun değerlendirilip, ( sağlıkçı + hasta + aile iş birliği ) organize bir yaşam planı oluşturulmalıdır.
Son olarak böbreklerimizi
nasıl koruyacağız?

Sağlıklı beslenerek, ideal kilonuzu koruyun, hareket edin ve yeterli miktarda sıvı alın. Gelişi güzel, reçetesiz ağrı kesici ve diğer ilaçları kullanmayınız. Sigara içmeyiniz. Şekerinize ve tansiyonunuza dikkat ediniz. Yılda bir hekim kontrolünden geçiniz.

Dr. Serap Safi kimdir?

Dr. Seraf Safi , 1966 yılında İstanbul’da doğdu. 1989 yılında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden mezun oldu, 2000 yılında 9 Eylül Üniversitesi’nden Hemodiyaliz sertifikası aldı.
Mezun olduğu yıl Kayseri İncesu’nda göreve başlayan Serap Safi, 1990 yılında Sakarya’ya atandı. Devlet Hastanesi Acil servisi’nde başlayan Sakarya’daki çalışma yaşamı, bir sonraki yıl Yenicami Sağlık Ocağı’nda devam etti.
1992-1993 yıllarında İl Sağlık Müdür Yardımcılığı ve Çevre Sağlığı Şube Müdürlüğü görevini yürüten Serap Safi, sırasıyla Sakarya Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi Aile Planlaması, İl Sağlık Müdür Yardımcılığı, Ağız ve Diş Sağlığı Şube Müdürlüğü, Yataklı Kurumlar Şube Müdürlüğü, Toyota SA Acil Polikliniği, Sakarya Devlet Hastanesi Hemodiyaliz Servisinde görev yaptı.
2005 yılından bu yana Özel Sakarya diyaliz Merkezinde Hemodiyaliz Hekimi olarak çalışan Dr. Serap Safi, evli ve 3 çocuk annesidir.

Son Güncelleme: 21.02.2018 10:27
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yeliz Eroğlu 2018-02-21 13:49:55

Yıllardır Annemin Özel Sakarya Diyakizde takibini Dr. Serap hanım yapmakta o kadar mükemmel, o kadar sevecen bir o kadar ilgili ona bir kez daha he şey için teşekkürler. İyiki onu tanımışız hastalara ve yakınlarına yaklaşımı açıklayıcı bilgi paylaşımı pozitifliği değerli hocam iyiki varsiniz. Saygılar

banner73