Bir soru sordum Sakarya'da olay yarattım
SAKARYA'da olay yaratan kadın oldum çıktım yemin ediyorum.
Böyle şeyleri duyardım ama göremezdim; en azından benim başıma 'şimdilik' gelmeyeceğini düşünürdüm. Şaşırdım kaldım, ne diyeceğimi de bilemiyorum üstelik.
Hiç tanımadığım insanların yazım, daha doğrusu sorum hakkında konuştuklarını duyuyorum.
Yahu, ne de meraklıymış millet birilerinin soyunmasına...
Ayşe Arman'ın soyunması ardından aklıma gelenleri karaladığım yazım, Sakarya insanında şok etkisi yaratmamış olsa da, yazımın başlığındaki sorum büyük yankı uyandırdı.
Herkes Hüseyin Cumalı'nın soyunması konusunda destek verdi. Ne zaman soyunacağına dair sorular, yazımın yayınlandığı günden beri havalarda uçuşuyor.
Yazının özünü anlayamamış olanların bu noktada takılmasına hak verebiliyorum ama birkaç soru var aklımda…
Arkadaş, hiç mi okunmaz bir insanın yazısının özü?
Hiç kimse mi anlamaz ne demek istediğimi?
Hani çok da şey beklemiyorum aslında...
Olayın aslında 'soyunmak' olmadığını anlaşılsın yeter…
Ama olmuyor, olamıyor…
Belirli bir kalıp içinde kalmaya mahkûm olanlar yüzünden tek bir kelime günlerce konuşulabiliyor...
Yazık gerçekten, çok çok yazık...
Asıl konu ne mi yazıda?
Asıl konu, bir şeyleri yazmaya çekinmesi bazı Sakaryalı yazarların.
Hiçbir zaman içinden gelenleri söyleyememesi… Fazla sansür uygulamaları yazılarına…
İşte asıl olay bu...
Ve sansürlemediği için kendini, Cumalı'ya yüklenmeleri…
Tıpkı, kafasına göre yazan, kimseden de çekinmeyen Ayşe Arman'ın maruz kaldığı sözler gibi…
Kim ne derse desin, kendi çapında ayrı bir ekoldür Arman. Benzerleri çıkmış ama kısa zamanda sönüp gitmiştir. Arman, kim ne laf ederse etsin, sürekli okunur.
Hatta O'na çokça laflar söyleyenler, onu daha çok okur.
Tıpkı Cumalı'nın sözlerine laf söyleyenlerin onu daha çok okuduğu gibi...
İşte ben de sırf bu yüzden "Cumalı da soyunur mu acep?" dedim…
Olay bu…
Şehir efsaneleri konuşuyorSakarya'ya gelip de şehir efsanelerinden nasibini almamak mümkün değil. Eğer bu şehirde yaşamaya başlamışsanız; öyle ya da böyle, Sakaryalı insanlarla yakınlaşmışsanız, muhakkak ki şehre, şehrin geçmişine, acılarına, yaşam mücadelesine ve kent insanına dair bir iki efsanevi şey duyarsınız.
Sakarya Meydan Muharebesi'ne kadar uzanan bu efsanelerin sayısı hiç de azımsanacak gibi değil. Dilden dile yayılan bu hikâyelerin sayısı, özellikle de depremden sonra bir hayli artmış.
Cephede savaşan askerlerin mucize kurtuluşlarına ve kadınların gerçek dışı yardımlaşmalarına, depremle mücadele eden insanların öyküleri eklenmiş. Hatta öyküler birbirleriyle karışmış; yıllar önce şehit düşen askerlerin deprem zamanı pek çok can kurtardığına inanılmış…
Çoğunluğu büyük ve mucize kurtuluşlarla ilgili olan bu efsaneler, deprem gününden uzaklaştıkça daha gizemli bir hâl almış…
Eminim ki sizin de bildiğiniz hikâyeler, öyküler ve mucizevi kurtuluşlarıyla hayata tutunan kişiler vardır…
Paylaşın; öyküleriniz, öykülerim olsun…
Depremin onuncu yılında, o mucizeleri anlatarak, cuma günlerinin kutsallığını yaşatalım farklı şekillerde…
Bu sayfadan, bilmeyenlere ulaştıralım…