Susmak, ikrar etmenin işaretidir...
MAĞDURLAR ortada, Hasan Alişan kayıp...
Sesi soluğu çıkmadığına göre sakın firarda olmasın...
Oysa bu gazetede hakkında yığınla iddia yayınlandı...
Bunları tek tek, ya da topluca cevaplamalıydı...
...........................
Suskun kalmak çıkar yol değil.
Sustun mu iddiaları kabullenmiş olursun...
"Susmak ikrar etmenin işaretidir" derler ya...
............................
Mağdurların bu aşamada yapacakları tek iş var.
Savcılığa dilekçe vermek ve dava açılmasını sağlamak...
Nitelikli dolandırıcılığın yasada öngördüğü ceza iki yıldan başlıyor, yedi yıla kadar çıkıyor.
Dolandırılanlar bu yolla paralarını da alabilirler...
Unutulmasın ki yargımız bağımsızdır ve ülkemizde hakkı teslim eden yargıçlar vardır!
* * *
KENTİN değişik noktalarına Mobese kameraları kurulacakmış...
İyi olur, kentin hemen her köşesi kolayca gözetlenir...
Mobese'nin açılımını söyleyim; Mobil Elektronik Sistem.
Dünyanın pek çok ülkesinde Mobese sistemi kullanılıyor.
Kentlerin kurulu düzeni ve asayişi bu suretle izleniyor.
Sistem, yüz küsur gün sonra devreye girecekmiş; o zaman polisimizin işi de kolaylaşacak.
..................................
Bu ciddi konuyu sulandırmak için söylemiyorum; kameralardan biri sürekli olarak SESOB'u gözetlerse Hasan Alişan'ı bulmak belki kolaylaşır. O da, hakkındaki iddiaları yanıtlamak zorunda kalır!
* * *
GÜNDEME çöreklenen ekmek fiyatı konusunda, tatsız diyaloglara tanık oluyoruz.
Karneyle ucuz ekmek kimin teklifiyse, tamamen karşı olduğumu söylemek isterim.
.................................
İkinci Dünya Savaşı dönemini yaşamış biriyim...
İlkokulu okuduğum İzmir'de çektiğimiz sıkıntılı günleri bugün gibi hatırlıyorum.
Tam yedi yıl, gazı, bezi, tuzu, ekmeği, yağı, şekeri ve unu karneyle aldık.
Tabii bulabildiysek...
...........................
O günlerde her şey karneye bağlıydı...
Ancak şeker, yağ, gaz ve bez her zaman bulunmazdı. Halk şeker bulamadığında uyuz olmamak için kuru üzüm ve incir yer, çayı onlarla içerdi.
Ekmeğe gelince...
Kişi başına üç öğün yememiz için, avuç içi kadar ekmek verilirdi...
Fırına gider kuyruğa girerdim. Yedi yaşındaki bir çocuğun fırının önünde oluşan kuyrukta saatlerce beklemesini düşünün...
Ne onur kırıcı bir bekleyişti o...
............................
Yokluk sebepsiz değildi; üretilen her şey ordumuz için stoklanırdı.
Çünkü Hitler delisi, Balkanlar'a kadar gelmiş, Rusya'yı Türkiye üzerinden geçerek işgale kalkışmıştı.
Ankara'daki Alman Büyükelçisi Von Papen Hitler'i, "Kuzeyden gidelim. Türkiye'ye girersek helak oluruz ve yeniliriz. Türk askeri ve halkı bize hayat hakkı tanımaz" (*) diye uyardı da savaşın dışında kalma şansımız doğdu.
Diyeceğim şu; karneyle ekmek almanın onur kırıcı olduğunu yaşadım. O nedenle, hem de bu devirde karneyle ekmek konusuna karşı çıkıyorum.
İnsan sağlığı gibi, insan onuru da önemlidir.
Her ikisini de korumak zorundayız. Bu idraki yaşayamıyorsak yuh bizim ervahımıza
* * *
ÇARŞAMBA günü yayınlanan yazımda işçi emeklilerinin, dul ve yetimlerinin maaşlarına zam yapılması gerektiğini söyledim.
Okurlarımdan onlarca teşekkür geldi...
Bu kesim, üvey evlât anlaşılan... Asgari ücrete dahi zam yapan Hükümet işçi emeklilerini, dul ve yetimlerini ne hikmetse sürekli görmezden geliyor.
Yetkili biri çıkıp da sakın ola "Para yok" demesin...
Para yoksa, kimseye yok...
Birine var, birine yoksa bu ayrımı yapan alnından öpülmez.
Şu uyarı da kulak ardı edilmesin:
-Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar!
-----------------------------------------
(*) Von Papen'in Hatıratı'ndan