Geçmiş, gelecek, şimdi
Atlas Dergisi'nin Haziran sayısında Özcan Yüksek'in çok ilginç bir gezi yazısını okudum.
Hadzabeler avlanarak, yabani yemişleri, kökleri, yabani balı toplayarak sürdürüyorlar yaşamlarını. Sanki atalarımız nasıl yaşardı görelim diye örnek bir kabile yaratılmış orada. Ama değil. Hadzabeler gerçekten böyleler… numaradan değil!
İnsanın günümüzden yaklaşık on bin yıl önce tarımsal üretime geçip hayvanları evcilleştirmeden önceki yaşam biçiminin aynısı.
Nasıl direnebilmişler değişime? Afrika'nın doğusunda Tanzanya'nın kuzeyinde yaşıyorlar. Gayet mutlu, dengeli görünüyorlar. Hiçbir eksikleri yok gibi…
"Unutmak istemedikleri eski bir oyunu oynar gibi, ama kibrit çakmanın en fazla birkaç katı bir zaman dilimi içinde, çubukları birbirine sürterek ateş yakıyorlardı."
"Her şey başlangıçtaki gibiydi, her şey başlangıçtaki gibi. (…) Çoğu zaman açlardı ya da yarı toklardı, ama hiçbir zaman büsbütün aç kalıp ölmüyorlardı." Özcan Yüksek, kabilenin erkekleriyle birlikte ava bile çıkıyor. Kabilenin erkekleri ok ve yay kullanıyorlar avlanırken… Sadakları falan yok. Okları ellerinde tutuyorlar. Bazısının ucu zehirli.
Avcıların peşinde ilerlerken şöyle düşünüyor yazar:
"Zaman geçmişten bugüne, bugünden geçmişe düz bir çizgi üzerinde gidip geliyor, kafam bu muamma ile meşgul oluyordu. Şaşkınlığım sınıra ulaşmıştı, lakin Eyasi Gölü'nün etrafını yurt bellemiş avcı derleyicilerin zihninde bu şekilde bir zamanın hiçbir anlamı yok. (…) Onlar mı zamanı ve âlemi doğru algılıyordu yoksa ben mi?" Yazara göre, Hadzabeler belki de soru sormadıkları için değişmeye gerek duymadan yaşayabiliyorlardı. Bütün soruların yanıtını biliyorlardı ve onun için zamana direnebildiler belki. Değişim yaşamadığı, hep aynı kaldığı için zamanı bölümlere ayırmadı: Geçmiş, gelecek, şimdi…
Modern toplumla ilk 1911 yılında karşılaşıyorlar. Daha sonra İngiliz sömürgeciler bir kez 1927'de bir kez de 1939'da, Hadzabeleri yerleşik hayata geçmeye zorluyorlar, ancak bu girişimler hastalık ve ölümlerle sonuçlanıyor.
Hiyerarşik düzeni gerektirmiyor onların paylaşımcı anlayışı. Avını, balını, yumrusunu, kökünü orta yerde bölüşüyor. Ne saklıyor ne biriktiriyor.
Mahkeme yok, kadı yok. Bir kabahatin cezası bir hayvan avlayıp getirerek ödeniyor ya da bal getirerek. Miktar değişebiliyor tabii.
Evet bir yerlerde fazlaca oyalanmışlar Hadzabeler, bu bakımdan kabahatliler belki; ancak anlatıla anlatıla bugüne gelen çok önemli bir bilgiye sahipler. Hiç okula gitmedikleri halde insanın evrimini bizim kadar biliyorlar. Vücudunun maymun gibi kıllarla kaplı olduğu, daha sonra alet kullandığı evreleri ve…
Beynimizin, avcılık toplayıcılık düzeninde takılıp kalmış Hadzabelerinkine göre evrimsel bir üstünlüğü yok. Onlar sadece değişime direnmişler. On bin sene aynı düzende geçinip gitmişler işte. Yalnız son zamanlarda nedenini bilmedikleri şeyler oluyor; kıyısında yaşadıkları gölün suyunun ve hayvanların sayısının azalması, kuraklık…
Değişim iyidir tabii. Soru sormak da. Modern dünyanın olmazsa olmazları… Ama ara sıra hep birlikte; "değişim iyi gidiyor mu?" diye de durup bir sormak gerekiyor galiba.