Kırılan onurlar ve fırıncı esnafından son bir istek
Ucuz ekmek krizi giderek tırmanıyor. "Kriz" diyorum artık kriz oldu. Ben de bu krizin tam ortasında kıçı kırık bir gazeteci olarak yazıp duruyorum. "Kıçı kırık" diyorum; çünkü işine gelmeyen çokbilmiş beyler beni beğenmiyor...
Neyse konuyu dağıtmayalım. Sakarya Caddesi'nde 400 gram kara fırın ekmeğin, 1 lira yerine 40 kuruştan satılmasıyla başlayan krizde, "Biz de ucuz ekmek istiyoruz. Ben enayi miyim de 1 liradan ekmek yiyorum? Türkiye Fırıncılar Federasyonu Genel Başkanı Halil İbrahim Balcı, bize de ucuz ekmek yedirsin. Balcı'dan Sakarya halkı bir müjde bekliyor" dedim.
Genel Başkan Balcı, "Rekabet olsun ya da olmasın, dar gelirli vatandaşlar bize başvursun. Onlara en yakın fırından aynı kalitedeki ekmeği yarı fiyatına vereceğim. Dar gelirli vatandaşın yanındayız. Söz veriyorum" dedi.
Biz de dar gelirli insanlar adına, Balcı ve fırıncı esnafına teşekkür ettik. Üç kişi bile bu kentte ucuz ekmek yese bereket versin. Biz olaya böyle bakıyoruz. Popülizm yapmak için yalancı pehlivanlar gibi sahalara inmiyoruz.
"Amacımız üzüm yemek" dedik; bağcı ile işimiz yok.
Yazının başında ekmek krizi dedik. Dün Yenihaber Gazetesi'nde bu krizle ilgili bir haber çıktı.
'Onur Kırıcı' başlığındaki haberde, "Adapazarı Fırıncılar Odası Başkanı Halil İbrahim Balcı, Oda'dan verilecek bir belgeyle dar gelirli vatandaşlara istedikleri fırından yüzde 50 daha ucuz ekmek verileceğini açıkladı. 2. Dünya Savaşı dönemindeki karneyle ekmek uygulamasını hatırlatan belgeyle ekmek uygulamasını savunan Balcı, ‘Kentte ne kadar dar gelirli varsa gelsin, bize başvursun' dedi. Ancak uygulama, duyanlar tarafından ‘Onur kırıcı' olarak nitelendi" denildi.
Dar gelirli vatandaşların ellerinde belgeyle fırından ekmek alması onur kırıcı mı, değil mi ?
Savaş günlerinde uygulanan bu sistemle insanların fırınlardan ucuz ekmek alması ne kadar onur kırıcı ?!
Ya da şöyle soralım...
Bu ülkede kuru ekmeği bile alamayacak insanların çığ gibi büyümesi onur kırıcı değil mi?
Yine canım ülkemde devletin fakirlere verdiği 'Yeşil Kart' onur kırıcı değil mi?
Hastanelerde insanların borçtan dolayı rehin kalması onur kırıcı değil mi?
Daha sıralasam burada yer kalmayacak birçok şey onur kırıcı değil mi?
Sonuçta gönül ister ki ekmek bütün bakkal ve fırınlarda 40 kuruş olsun. Herkes ucuz ekmek alsın. Fakir fukaranın yüzü gülsün.
İster çok kâr yapılması için, ister fiyat gerçekten de kurtarmadığı için indirim yapılmasın. Ancak şu an, en azından dar gelirlilere yüzde 50 ucuz ekmek imkânı sunuluyor. Hiç değilse içimizden birilerinin ucuz ekmek yemesi için bir adım atılıyor.
Bu adımı daha da ilerletmek, genelleştirmek, bütün halkın yararlanacağı bir imkânı sağlamak için fırıncı esnafına, "Hiç değilse gelin de 3 ay boyunca Adapazarı'na halkına ucuz ekmek verin. Bu da sizin fırıncı esnafı olarak iyi niyetinizin bir göstergesi olsun" demek varken, yapılan bir iyiliğe, "Onur kırıcı" demek ne kadar doğru?
Kırılan bir onur varsa bunu kıran Fırıncılar Odası mı; yoksa halkı kuru ekmeğe mahkûm edenler mi?
Ben bir kez daha Sayın Balcı'ya sesleniyorum…
Hiç değilse gelin 3 ay boyunca bu halka her yerde uygulanması kaydıyla ucuz ekmek verin. Verin ki, fırıncı esnafının iyi niyetli olduğunu ve halkına sahip çıktığını dosta düşmana gösterin...
Kırılan onurlar ve medyaGünümüzde medyaya güvenen insan sayısı ne kadar? Kim medyaya ne kadar güveniyor? Hep millete çuvaldızı batırıyoruz ama kendimize gelince neden iğneyi bile batıramıyoruz?
Neden?
Medya olarak, yanlış yaptığımız haberlerde kırılan onurları bizler ne kadar düşünüyoruz?
Bir yerel gazete de;
"Adapazarı Pancar Ekicileri Kooperatifi (APEK) davasında Yargıtay yerel mahkemenin verdiği kararı onadı. Bu onamayla beraber ‘görevi kötüye kullandığı' iddiasıyla dönemin yöneticileri Mehmet Çelik, Canip Kaya, Gıyasettin İğde ile Hikmet Karabayır'ın 2.2 yıl hapis cezası onanmış oldu. Eski başkan Ayhan Alişan ise ‘görevi kötüye kullanmak ve zimmet' iddiasıyla tekrar yargılanacak"
haberi yer aldı.
Biz de dâhil diğer gazeteler bu habere zargana gibi atladık. Olayda adı geçenlere telefonla ulaşmak istesek de, ulaşamadık. Telefonlara ulaşamamış olmamızın arkasına sığınmak istemiyorum. Sonuçta o haber bizim gazetemizde de -alıntı olarak da olsa- çıktı.
Sonuç…
İlk haberi yapan gazete dün savcının iddianamesini Yargıtay kararı gibi haber yaptıklarını kabul etti. Sonra da adı geçenlerden özür diledi. Peki ama haberi ilk yapan gazete ve o haberden alıntı yapan bizler haberde adı geçen kişilerin kırılan onurlarını ne kadar düzelttik?
İki gün süreyle büyük acı çeken ve ruh halleri bozulan insanların vebalini kim ödeyecek?
Dikkat ederseniz;
'İlk haberi yapan yerel gazetede çıkan haberden alıntı yaptık' veya 'En azından ismi geçenleri tek tek aradık, ama ulaşamadık. Telefonlarını açmadılar' veya 'Ortada bir günah varsa bu haberi yapan ve bu haberin yapılması için o gazeteye faks çeken avukatındır' demiyorum.
Bu masalların arkasına saklanmıyorum.
Kırılan onurları ne kadar tamir ederiz bilemiyorum ama bundan sonra yerel gazetelerde çıkan haberleri kaynağına inmeden kaleme almamaya dikkat edeceğim...