AK GÜLLER KARA GÜLLER FENER'İN GÜLLERİ
"Müslüman, İslam'ı öyle canlı ve diri yaşa ki seni öldürmeye gelen de sende dirilsin!"
Bir zamanlar, ‘Zambaklar en kuytu yerlerde açar'la başlamayan şiir geceleri olmazdı. Gözyaşı Geceleri, talebe himmetleri ve imani sohbetlerle aydınlanırdı akşamlar. Amatör radyolar, amatör ama Allah rızasını dilinden düşürmeyen Müslümanlar.
Müslüman çalmazdı. Müslüman kandırmazdı. Müslüman hile yapmazdı. Bu geniş zaman kipleri içinde birinci tekil şahıslar azdı. Dervişe, sofiye, ihvana, imam-hatipliye; kasayı, makamı, devleti teslim edecektiniz iş bitecekti. Beş'e beş kattın mı Müslüman'ın karesiydin, bir yere müntesipsen küp.
Eş'ari geleneğinin şekilciliğine kamufle olduk ama bir halt olmadı. İslam Tarihinden seçtiğimiz adlar firmamızın müşteri garantisiydi. Önümüzdeki gazete, çenemizdeki sakal ve arka fondaki yapraklı takvim ‘Benim ticaretime güvenmiyorsan bari bunlara güven' kurnazlığı değil miydi?
Bir kısım siyasi arkadaşları kenar mahallelerdeki gariban aileler için yardım toplar ve dağıtırken görünce ne hislenmiştim. Çorbaya tuz babında.. Aynı arkadaşlar ilk seçimde Belediye Başkanlığını aldılar. Himmetlerde maaşlarının yarısını yüreğinin diğer yarısıyla koyan çok insanlar gördük. Ay'lı, Güneş'li, Can'lı, Gönül'lü çok organizasyonla karşılaştık. Onları bırak "Yüzyılın İyilik Hareketi"ne bile iyi niyetimizi kurban vermişiz.
Bir delikten bir daha ısırılmamak kaydıyla enayiliğimin özgül ağırlığı oldukça yüksek... Yok, 80 öncesi sağı da solu da istismar etmişlermiş. Ya 80 sonrası Müslümanları kim istismar etti: Öbür Müslümanlar.
Uğur Abi, bidonun içinde yanan ateş önünde okuduğu şiirlerle bize hem Cehennemi hem de Cenneti gösteriyordu. Ramazan Abi'nin gözyaşları bizim gözyaşlarımızdı. Hıçkırığı bile asker arkadaşımızdı. Sonra Fener, deniz ötesini de aydınlatmaya başladı. Şiir kıtalarından yerkürenin kıtalarına sıçradı Fenerin ışığı. Bu ışıktan bir gazete, bir televizyon ve bir parti neşet etti. Bir'e 700, bir'e 70 bin verdi. Ramazan Abi'nin Ramazanlığıydı işte.
Gemiler, filolar, firmalar, milyon avrolar, milyar dolarlar.. Gelsin paralar, gitmesin paralar ve hiç bitmesin paralar.. ‘Veren el, alan elden üstündü' ama ben daha veren, dağıtan bir dini teşekkül görmedim. Lakin bu gözler neler gördü neler.. Ne pespayelikler…
Yavuz karakterli bir Ağır abi; ‘Harama uçkur çözmedim elhamdülillah' diye mal beyanında bulunanlara ‘Denk getirememişsindir' derdi. ‘Boğazımdan haram lokma geçmedi' diyenlere ‘Nasıl becerdin' diye sorardı. Zamanla insanlar pepeçura gibi morardı. Artık herkesin kendi şeyine göre bir Müslümanlığı vardı.
Yanarım yanarım, iyilik kelimesinin yüzyıl boyunca öksüz kalacağına.. Bizim gibi tombaladan Müslüman kuşakları kara toprağın alacağına.. Kad halet. Bir nesildi, geçti. Ama bunlar yüzünden, bunlardan sonra gelenler din adına, rıza-yı ilahi adına ve hayır adına insanları ikna etmek için akla karayı seçti.
"Yamadık dünyamız, yırtarak dinimizden, Din de gitti, dünya da gitti elimizden"
YÖNETİCİ ATAMA(MA) YÖNETMELİĞİ
Bu da bir eğitimci arkadaşımızın ‘Bu yönetmelikle kimse atanamaz' başlıklı yorumu;
Değerli sendika yöneticilerimiz,
Hepinizin adaletli, hakka hukuka uygun, liyakat ve kariyerin ön planda tutulduğu, tarafsız, objektif bir yönetmelik için nasıl çabaladığınızı, ne savaşlar verdiğinizi hepimiz bilmekteyiz ve saygıyla takdir ve teşekkür etmekteyiz.
Kimse atanamayacak diyorum, neden?
23 yıllık müdürlük dönemimde ne yönetmelikler, nice nice mahkeme kararları, onlarca değerlendirme formları gördüm. Kimsenin atanamayacak olması bu yönetmeliğin de mahkemelik olacağının şimdiden ayan beyan ortada olmasındandır.
Belgelerin son 3 yıl ile sınırlandırılması, lisansüstü uzman öğretmenlerin puanının düşürülmesi, yardımcılık ve müdürlük sınavlarının birlikte yapılacak olması, sınavlardaki performans ve doğruluğu tescillenmiş olan EĞİTEK''in bu işleri yapacak olması, yönetmeliğin kendinden kaynaklanacak olan aday bulunamaması halinde duyurusuz, haksız atamaların yapılabilecek olması, mevcut yöneticilerin de sınavlara alınmak suretiyle neyin belirlenmeye çalışıldığının belirsizliği, %50, %50 puan toplamlarının anlamsızlığı ve şu anda aklıma gelmeyen bazı hususların mahkemelere takılmayacağını kim iddia edebilir?
Kimse yer değiştiremeyecek diyorum, neden?
Bu yönetmelikte de kimseye iller arası yer değiştirme hakkı verilmemiş gerçekte çok önemli ve gerekli olan bu husus her nedense devamlı ve yine sumen altı edilmiştir. Bunun anlamı; herkese, otur oturduğun yerde demektir. Bu, üstü örtülü en büyük gasp değil de nedir? Fazla sirkülasyon olabilir gibi bir saçma gerekçe olabilir mi? Bu hakkın verilmesiyle iller arasında birbirine virüs taşınmasından mı korkulmaktadır? Sonuçta A ilindeki bir yöneticiyle B ilindeki yönetici arasında ne fark vardır?
Yönetmeliğin 22.maddesinin 2.şıkkındaki atama sıralaması son derece isabetsiz ve yanlıştır ve her nedense gözlerden kaçmıştır.
Önce sınav sonucuna göre atama yapılması ve ardından yer değiştirmelerin yapılacak olması doğru mudur? Bunun anlamı da; herkese yine "Otur oturduğun yerde!" demek değilde nedir?
Münhal olan bütün kadroların sınav atamasıyla doldurulacağı ortadadır. Geriye yer mi kalacak ki yer değiştirmelere sıra gelsin de kimse yer değiştirebilsin. Asgari sınava katılma hakkını elde edenleri mevcut yöneticilerin üzerinde görme hakkı nereden, hangi düşünce ve mantıktan kaynaklanmaktadır?
Temel İlkeler, Madde 5, şık 1, a-Atamalarda kariyer ve liyakat esas alınır, derken bizler ne anlamalıyız? Kariyer ve liyakatin hepsi bir sınav mıdır?
Ve... Kimse beklemesin. Yönetmelik ne diyor: "Oturun oturduğunuz yerde." Yeni vekaletlere, görevlendirmelere, adam kayırmalara devam. Ve elbette yeni mahkemelere de devam.
Saygılarımla...