Oynatmaya az kaldı. Doktorum nerde?
ACI üstüne acı
Kan üstüne kan...
...demiş Shakespeare.
Nasıl da güzel geliyor kulağa… Nasıl da melodik…
Oysa tahminimizden, gördüğümüzden daha derin anlamlar içeriyor. Bu satırlar, acımasızca gerçekliği vuruyor yüzümüze. Ve bu gerçeklik her geçen gün biraz daha acıtıyor canımızı…
Yaşananlar, insanlara taşıyamayacakları kadar ağır gelmeye başladı. Cinnet geçiren geçirene… Kimi ailesini katletmekle buluyor çözümü, kimisi de kendini öldürmekle.
Geçim derdine düşen vatandaş, ekonomik krizle dağıldı. Bu yüzden suç işleyen de çok. Namus meselesine kafasını takanlar ve bunalıma girenler kadar, zevk (!) için adam öldürenler de var.
İnsanlar çıldırmış gibi… Ne yaptıklarını bilmiyorlar; bir sonraki gün hangi acı haberle yüreklerimizin burkulacağını tahmin edemiyoruz.
Acı üstüne acı geliyor; hem de kanlı ellerle sunuyorlar bunu. Babaların, ağabeylerin, annelerin ya da sevgililerin eliyle…
Bir baba kızını öldürdü bugün (dün). Masum, güzel, 3 yaşında bir kız çocuğu. İnsanın aklına düşüyor hemen; "Nasıl bir insan yapar bunu? Nasıl kıyar minicik bir yüreğe? Nasıl sıkar kurşunu?"
Soruyoruz. Yargılıyoruz hemen. Nefret ediyoruz o ‘baba'dan. Aklımıza gelen her laneti yağdırıyoruz ardından. Ölümünden sonra bile…
Evet, baba kızını öldürmesi ardından intihar etmiş. Neden böyle bir şey yaptığını bilmiyorum. Nasıl bir bunalım sürükler bir insanı bu duruma, nasıl kıyar canına anlayamıyorum da…
Sebebin, annenin yaptığı hata olduğu söyleniyor şimdilik. Ne kadar doğru kim bilir. Sebep ne olursa olsun, bir önemi yok aslında. Bir adamı minik kızını öldürecek kadar çıldırtabiliyor bu hayat.
Gerçek acı…
Su katılmamış bir dram var ortada. Sonuç da basit:
Bir cinnet, iki can!