Kırkpınar, Süs Bitkicileri Festivali gibi harika bir etkinliğe karşın, yıllardır   kayıplarla gerilemeye devam ediyor. Karavancılar Kampı elimizden kayıp gitmiş.

        Sardı mı beni karabasanlar? Kırkpınar’ın yüreğine Teleferik fantezisi koyanlar Köyün sahiplerinin fikrini sordu mu? Oy istemeye gelinmeyecek mi?

       Sıradağlardaki tek orman yok edilirken, O’nu bunca yıl gözü gibi koruyan bu halkın hiç mi söz hakkı yok.

     5 Yıl sonra, Sapanca’nın en bakir ormanlarında, Kırkpınar tepelerinde bir köy; 10 yıl sonra da taştan sıra dağlar olacağını herkes bilir! Belediye de, “ İmarı Ankara veriyor; orada ben yetkili değilim!” diye günah savar.       

       Havaalanı ve O BÖLGE acaba kimin-kimlerin takibinde? Kırkpınar’a, 365 gün etkinlikler için eşsiz bir fuar, kamp, eğlence, piknik alanı, turizm sözü verildi. Peki, Karavan Kampları Dünyada ve Türkiye’de turizminin gözdesi değil mi?

                                                             ***

     Karavancılık geleceğin en yaygın turizm sektörü de olacak. İnsanlar, şehirlerin bireyi hasta eden ruhu’ndan doğaya kitleler halinde kaçıyor.

       Arifiye kazandı : -) Karavan Kampı, Arifiye Tenis Kulübü yanında, harika bir doğada, çok daha iyi ve doğru bir yerde kurulacakmış. Üzgünüm de, Arifiye adına mutluyum!

                                                               ***

      Üzgünüm; Kırkpınar, 17 Ağustos 1999 günü enkazdan çıkıp hayat bulduğum, Türkiye’nin en güzel köylerinden biri. Son 10-15 yıldır özgünlüğünü kaybediyor.

       TEM Gişeleri’nin tam karşısında Orman Bakanlığı’na ait büyük arazi vardı. Mahmudiye deresinin iki yakası TEM’e kadar bakir ve Köy’e, Kamu’ya aitti.

       Dönem ve rant; Köy Mezarlığı, Köy Kahvesi ve Köy Muhtarlığı demedi;   hepsini halkın elinden alıp, taş yığınına dönüştürdü.

        Kaynarca’yı sel alıp götürmüş. Dereler, su yatakları OSB olursa, doğa da hükmünü uygulayacak. Susturulan Kaynarca adına üzüldüm.

       Sapanca’da, Dere Yatağının üzerini betonla tümüyle kapatan su fabrikalarını Allah Kaynarca benzeri sellerden korur mu? O Fabrikalar da bizim servetimiz!

       Doğru yere ve Kamunun yasal olurlarının kazandırdıklarına şükredip, yasa ve Doğa zorlamalarına başlayanlar kaybederler!

      

      

                   TARIMSAL MÜKEMMELİYET MERKEZİ ÖNEMLİ KAZANIM !

      SATSO EKONOMİ Dergisi’nin, “ ŞİFREMİZ54 “ sayısını satır satır okuyorum.

     Türkiye’deki odalara da, Sakarya’daki üyelerine de bu dergi gider. İşlevi çok önemlidir. Ama, Sakarya’da yaptırımı var diyemem; yazıktır ki, okuyanı da! 

       Bu, SATSO’nun ve Dergi’nin hatası değil; Sakarya’nın büyük eksiğidir.

       Peki, SATSO, acaba Yerel Medya’nın, Kırkpınar Havaalanı’nda düzenlenen Peyzaj ve Süs Bitkileri Festivali’ne verdiği desteği doğru görebildi mi?

       Yerel Medya’nın tek maddi gelir kaynağı reklamlardır. Bunun, bir sektörün  tek ve en büyük gelir-yaşam kaynağı olduğunu SATSO’dan başka hangi oluşum bilebilir?  

        Peyzaj Süs Bitkileri Festivali koordinasyonu’na bunu en iyi kim önerebilir? Ulusal Medya’ya reklam vermekle; Yerel Medya işlevini aynı kefeye koymak?

       Yerel Medya, Sakarya Ekonomisi’nin, Sosyal ve Kültürel VE DE SİYASAL YAŞAMIN temel direğidir… Hem de Ayrımsız; Ayrımcı olmaktan utanırım!

                                                              ***       

       Sakarya Ticaret ve Sanayi Odası ve işlevi 1 milyon Sakaryalı’nın en önemli kurumsal gücüdür. Gıda üreten Tarımı zaten aynı kefeye koyarım.  

       Ekonomi Dergisi’nde,“ Mükemmeliyet Merkezi ile Sakarya’da Tarımsal Ürünler Mükemmel Büyüyecek !” sözlerini okumuş, sevinmiştim.

       Pek erken sevinemem, doğrulamak, görmek isterim : -) Festival’deki reyonda SAÜ laboratuarlarında üretilen bitkileri butik cam bölümde izledim.

                                                                ***

       “ 30 Milyon Kapasiteli Merkez “ yapımının projelendirildiğini biliyor ve gönül veriyorum da! Aklım gıda da?

      Hele de, “ Şifremiz54” diyebileceğim gıdalarda.  

       Adapazarı Patatesi, Kabağı, Mısırı, Lahanası ve Sakarya Köylüsü’nün bildiği bize ait tüm ÖZGÜN TOHUMLARDA… Dahası da var;

      Siyaset, Hükümet ve Devletten bile önce; Yerli Tohum- Milli Tohum-Dünya Tohumu Hareketi başlatan köyler, yöreler bilirim.

      Binlerce Gıda Tohumu envanteri yapan, saklama, geliştirme merkezleri kuran; Gıda Misyonerleri var. Hepsi Türk; hepsi bizim Şehirlimiz, Köylümüz!    

     Tohum halis bizim tohumumuz, ilaçsız kimyasız Gübre de öyle. Geleceği onlarla kurmalıyız.

   Sakarya’da Özgün Gıda Tohumları Envanteri ve Kütüphanesi (!) şart.  Mükemmeliyet Merkezi bu işleve katkı verecek mi, anlayamadım, izleyeceğim?