Bugün biraz farklı bir konu hakkında konuşacağım. Farklı ama üzerinde muhakkak durulması gereken bir konu.

Hep düşündüğüm şeylerdir; insanlar neye göre karar alır, neye inanır, neden inanır?

Bunlar üzerine düşünürken, insanın düşünce sisteminde kendine sağlam bir yer tutmuş bir kavram çıktı karşıma.

DOGMA!

Peki, nedir bu dogma? Konuya girmeden önce bu kavramı anlamamıza yardımcı olacak bir araştırma hakkında bilgi vermek istiyorum.

California üniversitesi psikoloji bölümünde görev yapan psikologların (Ekibin başında Prof. Nichole Laursenn var.) yaptığı bir araştırmaya/deneye göre normal bir insan günde ortalama 2200 ila 2300 arası basit karar veriyormuş. Bunlar yemekte ne yiyeceği, o gün hangi şarkıyı dinleyeceği gibi kararlar da olabilirken eve yalnız mı döneceği ya da işten sonra ne yapacağı gibi şeyler de olabiliyor.

   Bu örnek konuyu anlamamız için son derece önemli. Dogmanın ne demek olduğunu anlamamızda bize oldukça yardımı olacak. Nasıl derseniz; şöyle ki, eğer okur okumaz bu örneğe inandıysanız, bir tane daha dogmanız oldu demektir. Çünkü yukarıdaki deney de profesör de tamamen benim kurguladığım bir olaydı.

DOGMA da bu değil mi zaten? Bilginin nereden geldiğini kontrol etmeden, mantıksal bir süzgeçten geçirmeden ve en önemlisi doğruluğu test edilmeden kaydedilmiş her bilgi dogmadır. Ve maalesef günümüz dünyasında, beklenenin aksine, sayısız dogma insanların zihnine yer etmekte.

İnsanlar sürekli, önemli ya da önemsiz, bilgi bombardımanı altında. Bu da bir yerden sonra insanların sorgulamaktan kaçınmasına sebep oluyor. Bu da beraberinde dogmalarla dolu bir zihne tabi.

Peki, insanlar bir bilgiye neden doğrudan inanır? Ya da dogma denebilecek şeyler nasıl kendine bu kadar kolay yer bulur insan zihninde? Şimdi biraz bunlar hakkında konuşalım.

Bunun sebeplerinden ilki, “Doğru olsa ne olacak, yanlış olsa ne olacak?” şeklindeki düşüncedir. Yani bilgi önemsiz görüldüğünden, yanlış olduğu durumlarda ki sonuçlarının da önemsiz olacağı varsayımıyla hareket ederek bilginin sorgulanmadan kabul edilmesi durumu. Bu önemsememe durumu son derece zararlıdır. İnsan olarak doğamız gereği küçük şeyleri görmezden gelme eğiliminde olsak da unuttuğumuz bir şey var ki o da her büyük şeyin küçüklerden meydana geldiğidir.

Önemsiz veya küçük görüldüğü için sorgulanmadan kabul edilen bilgiler/yargılar ( yani dogmalar ) zaman içerisinde birikip, insanın yanlış bir kültüre sahip olmasına sebep olabilir. Hayatın her alanında, temelsiz ve mesnetsiz yargılara sahip bir insan da sonunda kaçınılmaz olarak ahmaklaşır. Bu sebepten bilgiye bir ağırlık/önem vermeden önce yapılması gereken bilgi edinme mekanizmamızı kontrol etmektir. Bir yargıyı kabul etmeden önce onu mantık süzgecinden geçirmek ve doğruluğunu teyit etmeye çalışmak gereklidir. Tabii ki her veriyi/önermeyi/ bilgiyi kontrol etmek mümkün olmayabilir, fakat her şeye inanmamak pek ala mümkündür!

Dogmaların benimsenmesinde bir diğer önemli husus da eğitim sistemidir. Ezberci eğitim sisteminden geçen insanlar, zaman içerisinde sorgulama yeteneğini kaybeder ve kendine söylenen her şeyi kabul etmeye başlarlar. Bu başlı başına ayrı bir konu olsa da, içinden geçtiğimiz eğitim sisteminin bizde bıraktığın olumsuz özelliklerin farkına varıp bunlardan kurtulmak da yine bizim elimizdedir. Ezberci olmaktan ziyade sorgulayan ve eleştiren bir insan olmak kişinin kendi sorumluluğundadır. Ve bu gelişimden kaçmak için insanların geçerli bir sebebi hiçbir zaman olamaz.

Eğer yukarıdaki kurgulanmış deneye doğrudan inandıysanız da, bir sebebi de aklınızda ki şu düşüncedir:

Bu yazıyı yazan kişi, muhakkak araştırmış, çalışmış ve öyle yazıyordur. Hem, bir gazetede köşe yazarı. İlla ki vardır bir dayanağı.

Hâlbuki gerçek her zaman bu değildir. Bir yerlerde söz hakkı elde etmiş insanlar dürüsttür ve dersine çalışmıştır diye genel geçer bir durum yoktur. Hatta aksi duruma verilebilecek örnekler de bir hayli çoktur. Yalan söylemek için bir yere gelmiş/getirilmiş insanların sayısı hiç ama hiç az değildir. Bu sebepten sözü kimin söylediğinden ziyade ne söylediğine önem vermek gereklidir.

Dogmanın kendine yer bulabilmesindeki bir diğer sebep de otorite kavramıdır. Otorite genelde insan aklında kendine “mutlak doğru” şeklinde bir yer bulur. Profesörler, siyasiler, markalar, kurumlar, şirketler vb. şeyler insan aklında “doğru bilginin kaynağı” olarak yer bulur. Şu kurumdan yapılan şu açıklama, şu sanatçının şu yorumu, bu jürinin bu değerlendirmesi vesaire. İnsanlar genelde belirli yerlere gelmiş insanları sorgulanamaz gördüklerinden buralardan gelen bilgileri de sorgulamadan kabul ederler. Bu sebepten bir topluma bir yalan söyleneceği zaman ilk kullanılan da bu otoriteler olur.

En basitinden sigara dahi, ilk yıllarında bir grup doktor tarafından sağlığa yararlı olduğu propagandasıyla pazarlanmıştır.

Unutmayın! En büyük yalanlar en güvenilir otoriteler tarafından söylenmiştir.

Toparlamak gerekirse, her gün her alandan birçok bilgiye/yargıya maruz bırakılıyoruz. Elbette her karşımıza çıkan şeyin ardını arkasını araştırmamız mümkün değildir. Fakat aklımızdan çıkarmamız gereken şey şudur ki; kimden ve nereden duyarsak duyalım, her karşımıza çıkan bilgi doğru değildir. Bu sebepten inanmamak da daima bir seçenektir. Algımızı açık tutmak ve devamlı sorgulamak önemli hayati bir zaruriyetdir.

Ve son olarak,

Size yukarıdaki deney gerçekti desem…